..::: SİVAS İMRANLI BAHADUN(SARIÇUBUK) KÖYÜ WEB SİTESİ ..:::


 
SİVAS TARİHİ



Güzel Sivas'ımız Tarihin ilk çağlarından buyana medeniyetlerin filizlendiği bir yerleşim alanı olmuş ve tarih içerisinde her dönemde müstesna bir önem arz etmiştir. Bu geçmişinden dolayı bugün adeta bir açık hava müzesi konumundadır. Anadolu da hüküm sürmüş her medeniyetin izlerini ve nişanelerini bulmak mümkündür. Anadolu Selçuklularına bir dönem başkanlık yapan Sivas'ımız Danişmentler'in de başkenti olmuş, Osmanlı imparatorluğunun en büyük eyalet merkezlerinden biridir.

Sivas, tarihinin çeşitli dönemlerinde muhtelif devletlere başkentlik yapmış olması, en önemli ticari ve kültürel hüviyete sahipliği ile her dönemde yapılan sayısız eserlerle doludur. Selçuklular döneminde kültürel hayatın canlılığı nedeniyle medreseler, camiler, türbeler; Osmanlıların son dönemlerinde ticari hayatın hareketliliğinden dolayı han, kervansaray, imaretler ve bayındırlık hizmetlerinin yoğunluğu ile dikkat çekicidir.

 


Sivas müzesinde bulunan kitabesine göre 1196-1197 yılında Kızılarslan Bin İbrahim tarafından yaptırılmıştır. 31x54 m ölçülerinde ve yaklaşık 1674 m2 lik bir alana oturan dikdörtgen planlı caminin üst örtüsü düz dam şeklindedir. Güney duvarına dik olarak uzanan 11 sahınlı asıl ibadet alanında 50 adet yığma ayak bulunmaktadır. Minaresi 13. yy'ın ilk yarısında inşa edilmiştir. Ulu Camii; zamanla eğilen ve eğri olarak ayakta kalan minaresiyle ünlüdür.

 

Şifaiye Medresesi

İl merkezinde Selçuklu Parkı içerisinde, Çifte Minareli Medrese'nin tam karşısındadır. 1217 yılında Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus tarafından yaptırılmıştır. Anadolu Selçuklu tıp sitelerinin ve hastanelerinin en eski ve en büyük olanlarındandır. 1220 yılında vefat eden I. İzzeddin Keykavus'un vasiyeti üzerine çok sevdiği Sivas'taki Şifaiye Medresesi'nin güney eyvanındaki türbede ailesiyle birlikte yatmaktadır.

 

Buruciye Medresesi

Anadolu Selçuklu Sultanı III: Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında dönemin ileri gelenlerinden Hibetullah Burucerdi oğlu Muzaffer tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Taç kapıdaki taş işçiliği ile girişin solunda yer alan türbe çinileri önemlidir. Dört eyvanlı ve ortası açık avlulu güzel bir Selçuklu medresesidir. Doğu-batı doğrultusunda düzgün dikdörtgen planlı olan yapı açık avlulu, dört eyvanlı ve iki katlı bir medresedir. Doğu-batı doğrultusunda kareye yakın dikdörtgen planlı avlu kuzey ve güneyden dörder sütun üzerine sivri kemerli ve sivri tonozla örtülü birer sıra revakla kuşatılmıştır. Yapıda; kesme taş, moloz taş, devşirme, tuğla ve çini olmak üzere beş tür malzeme kullanılmıştır. Kesme taş kuzey cephede ve avluda kaplama malzemesi olarak kullanılmıştır. Medrese taş ve çinilerle süslenmiştir.

 

Çifte Minareli Medrese

İlhanlı Veziri Şemseddin Mehmet Güveyni tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Dini ilim okutulan medresenin sadece doğu yönündeki asıl cephesi ayakta kalmıştır. Ön yüz, ortada iki minareli taç kapı, iki yanda pencere ve köşe kuleleri ile kompoze edilmiştir. Böyle bir uygulama ile daha canlı hareketli, ışık-gölge oyunlarını kuvvetlice hissettiren bir cephe elde edilmiştir. Kesin olmamakla birlikte eserin mimarının Keluk Bin Abdullah olduğu sanılmaktadır.

 

Gök Medrese

Selçuklu veziri Sahip Ata Fahrettin Ali tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Mimarı Konyalı Kaluyan'dır. Taç kapı üzerinde yükselen tuğla örgülü iki minaresindeki mavi çinilerden dolayı Gök Medrese adını almıştır. Plastik Sanatların şaheserlerinden olan taç kapıda mermer malzeme kullanılmış olup, taç kapının üst iki köşesinde iç içe girmiş hayvan motifleri vardır. Medreseye girişte sağda mescit, solda ise Dar-ül-Hadis bölümü mevcuttur. Avlunun kuzey ve güneyinde altı sütun üzerine inşa edilmiş, kemerli bir revak bulunmaktadır. Bu revakın gerisinde küçük kapılardan hücrelere geçilir. Doğu yönündeki ana eyvanı yıkılmış yerine mevcut taş ve kitabelerle bir duvar örülmüştür. Kuzey ve güneyindeki yan eyvanların içi çini tezyinatla süslüdür.

 

Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası



Divriği Ulu Camii, Mengücek Oğullarından hükümdar Süleyman Şah oğlu Ahmed Şah tarafından 1228 yılında yaptırılmıştır. 1280 m2 lik bir alana oturan camiye kuzey, doğu ve batı yönünde yer alan ve taş süslemeleriyle hayret uyandıran üç güzel kapıdan girilmektedir. Darüşşifası ise, Ahmet Şah'ın eşi ve Behram Şah'ın kızı Melike Turan Melek tarafından 1228 tarihinde yaptırılmıştır. Bu eşsiz anıt 768 m2 lik bir alana oturmaktadır. 18. yüzyılda medrese haline getirildiği için Şifaiye Medresesi de denilmektedir. Anadolu'da erken dönem mimarisinin en seçkin örneği olan Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi; plan, mimari oranların elemanları, süsleme ve örtü biçimlerinin dengeli ve uyumlu bir şekilde ayarlanmasıyla başlı başına kendine özgü bir yapıdır. UNESCO'nun koruma çalışmaları kapsamında yürütülen "Dünya Kültür Mirası" listesine ülkemizden Divriği Ulucamii ve Darüşşifası dahil edilmiştir.

 

Abdulvahap Gazi Türbesi

Sivas'ın kuzeyinde Yukarı Tekke tepesinde yer alır. İnşa tarihi olarak 17. yy ortaları kabul edilmektedir. Sivas halkının önem verdiği ve sıkça ziyaret edilen bir türbe olup, Anadolu'nun fetih devri evliyası olarak bilinmektedir.

 

Şeyh Hasan Bey Kümbeti

Kare kaide üzerine, silindirik tuğla örgülü bir gövdeye sahip oluşu ve kısa minareye benzemesinden dolayı halk arasında Güdük Minare adıyla şöhret bulmuştur. 1347 yılında vefat eden Eratna oğullarından Şeyh Hasan Bey için yaptırılmıştır. Türbede bulunan siyah mermer sanduka Şeyh Hasan Bey'e aittir. Türbe 6 metre yüksekliğinde 9,80x9,80 m boyutlarında kare bir plan üzerine oturtulmuştur. Bu kare planın yüzleri dört ana yöne gelecek şekilde mermerden dönüşümlü olarak özenle örülmüştür.

 

Ahi emir Ahmed Türbesi

Kümbetin yapılış tarihi bilinmemekte, ancak 1333(miladi) tarihli vakfiyesi bulunmaktadır. Kesme sekizgen olarak yapılmış konik çatılıdır. Giriş kapısı kuzeyde, ışık menfezi ve cenaze kapısı ise doğu cephesinde yer almaktadır. Kümbetin, 1986-1987 yıllarında restoresine başlanmış, 1991 yılında bitirilmiştir. Yol seviyesinden çok aşağıda kalan kümbetin çevresi duvarla örülmüştür.

 

Yıldız Köprüsü

Sivas Ankara karayolu 30. km sinde Yıldız Irmağı üzerindedir. Selçuklu dönemine ait bir köprü olup, döşeme uzunluğu 70 m dir. Sivri kemerli ve 13 gözlüdür.

 

Eğri Köprü

Sivas'ın 3 km güney doğusunda, Sivas-Malatya eski karayolu ve Kızılırmak'ın üzerinde 18 kemerli bir köprüdür. Uzunluğu 179,60 m , eni 4,55m dir. En büyük kemer açıklığı 7,70 m dir. Aynı doğrultuda olmadığı için Eğri Köprü denilmiştir. Köprünün kitabesi olmadığı için hangi tarihte ve kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir.

 

Behram Paşa Hanı

1573 yılında Sağır Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır.Kesme taştan iki katlı ve ortası açık avlulu, etrafında odalar yerleştirilerek inşa edilen hanın bir de ahır kısmı mevcuttur.

 

Kurşunlu Hamam

Sivas'ın en büyük hamamıdır. Üç satırlık kitabesinden 1576 yılında Behram Paşa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Kadın ve erkek hamamı olmak üzere yan yana bitişik olarak inşa edilmiş çifte bir hamamdır. Halen halkın kullanımına açıktır.

 

Taşhan

İki katlı, ortası açık avlulu kesme taştan inşa edilmiştir. Kitabesi bulunmayan Taşhan'ın mimari üslubu bakımından 19. yy da yapıldığı sanılmaktadır. Üzeri açık olan iç avlu ortasında çift başlı, aslan başlarının ağzından su akan bir taş havuzu bulunmaktadır.

 

Ziyabey Kütüphanesi

Sivas'ın ileri gelenlerinden Yusuf Ziya Başara tarafından 1908 yılında kütüphane olarak yaptırılmıştır. Yapı, 1981 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca onarıma alınarak, 1983 yılında tamalanmış ve kütüphane olarak hizmete açılmıştır.

 

Hükümet Konağı

Vali Halil Rıfat Paşa tarafından 1884 tarihinde yaptırılan yapının iki katı ise ahşap olarak inşaa edilmiştir. Geçirdiği bir yangın üzerine üçüncü katı tamamen yanmış, bir ve ikinci katının sadece duvarları kalmıştır. Yapılan büyük çaplı onarımla eski görünüşüne getirilmiş, bugün Hükümet Binası olarak hizmet vermektedir.

 

Atatürk Kongre ve Etnoğrafya Müzesi

4-11 Eylül 1919'da Sivas Kongresinin yapıldığı binadır. 1981 yılına kadar lise olarak kullanılan bina, onarım ve teşhir tanzimi gerçekleştirilerek, 1990 yılında müze olarak ziyarete açılmıştır.

İçinde, Sivas Kongresi'ne ait dökümanlar, Atatürk'ün kullandığı özel eşyalar, Atatürk'e ait resimler ve yöreye ait etnografik eserler sergilenmektedir.

 

Jandarma Binası

Hükümet Meydanı'nda yer alan Jandarma binası kitabesinden anlaşıldığına göre Vali Reşit Akif Paşa zamanında 1908 yılında Jandarma dairesi olarak yapılmıştır. Halen Jandarma Komutanlığı'nca kullanılmaktadır.

 

İnönü Müzesi

İsmet İnönü'nün ortaokulu okuduğu yıllarda ikamet ettiği ev Sivas Belediyesi tarafından müze haline getirilmiştir. Yöreye ait el sanatları, etnografik eserler ve İnönü'nün fotoğrafları sergilenmektedir.


  İLÇELER





 

Akıncılar İlçesi'nden Bir Görünüm...


Coğrafi Konum :

Doğu Karadeniz Bölgesinin batı ve iç kesimlerinde yukarı Kelkit havzasında yer almaktadır. Doğusunda Sivas'ın ilçelerinden Gölova, batıda Suşehri, güneyde İmranlı, kuzeyde Giresun iline bağlı Şebinkarahisar ilçeleriyle komşudur. Yüzölçümü yaklaşık 500 km2'dir. İlçede ortalama yükseklik l000m'dir. En düşük rakım 700m'dir. En yüksek tepesi 3015m ile Kızıldağ doruğudur.



İlçenin Tarihçesi :

İlk yerleşim Malazgirt Savaşından sonra Türklerin Anadolu'ya girmesiyle başlamıştır. İlk Türkmen boylarından biri şimdiki ilçe merkezinin 1 km. güneyinde Karadağ'ın yamacındaki Söğütlüdere mevkiinde yerleşmiştir. Köyün ilk adı o zamanlar Azbider olarak anılmıştır. Daha sonraları Azbider ve Ezbider'de denilmiştir. Konum itibariyle bölge aşağı Ezbider ve yukarı Ezbider olarak da anılmış her iki yere de mescit yapılmıştır.1800 yıllarında bölgeye gelen Ermeniler Yukarı ve Aşağı Ezbider'e yerleşmişler ve ilk kiliselerini Yukarı Ezbider'e yapmışlardır.


Türklerin Ermenilerden çok önce Ezbider'de yaşadıkları yapmış oldukları Gönen Çeşmesinin 1647 tarihli kitabesinden anlaşılmaktadır.1840 yılında yeni yeni Türk ve Müslüman kabilesi olan Hatipoğlu Kabilesi bu bölgeye yerleşmiştir. Tazminat döneminde Ezbider nahiye olmuştur.


1956 yılında şimdiki belediye teşkilatı kurulmuştur.1962 yılında Ezbider adı değiştirilerek "Akıncılar" olmuştur.1990 yılında çıkarılan kanunla ilçe merkezi olmuştur. İlçe merkez nüfusu 5320 kişidir. İlçeye bağlı 33 köy vardır ve rakımı 900 m'dir. Sivas'a 210 km mesafededir.



Tarihi Değerleri :

İlçede bulunan Hatipoğlu Camii 1852 yılında Hatipoğlu İbrahim Efendi tarafından yaptırılmıştır. Doğantepe köyünde Bahattin Şeyh Türbesi, Yusuf Şeyh köyünde Yusuf Şeyh Türbesi, Doğantepe ve Erence köyünde Bizans dönemine ait olduğu sanılan kaleler vardır.





Altınyayla İlçesi'nden Bir Görünüm...


Coğrafi Konum :

Altınyayla'nın Kuzeybatısında Şarkışla, Kuzeydoğu-sunda Ulaş ve Sivas Güney doğusunda Kangal, (Güneybatısında (Kayseri) Pınarbaşı ile çevrili bulunmaktadır. İç Anadolu Bölgesinin sahip olduğu karasal iklim hüküm sürmektedir. Arazinin %70'i yayla %30'u dağlıktır. İlçenin (çizildi) Güneybatısında Kara Tonus Dağı, kuzeyinde Tonus Ovası, Güneyinde İncecik ve Mergesen Yaylası, Güneydoğusunda İbicek Yaylası, Doğusunda Yücekaya Yaylası mevcuttur.


İlçemizde Altınyayla göleti, Deliilyas göleti Güzeloğlan Göleti, Doğupınar Göleti bulunmaktadır. Ayrıca (şahlı) Doğupanır köyüne Gazibey barajı ve Deliilyas barajı yapımı inşaatları sürmektedir. Belirtilen göletler sayesinde tarım arazileri sulanmakta ve sulu tarıma geçilmiş bulunmaktadır. İlçe nüfusunun 1990 yılı nüfus sayımında 3100 kişi olduğu saptanmıştır. İlçe halkı tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır.



İlçenin Tarihçesi :

Eski adı Tonus olan Altınyayla tarihinin ilk çağlarında başka bir deyişle 600 yıl önce Anadolu'da hakimiyet kuran Mezopotamya - Hitit - Roma - Bizans · Selçuklu ve Osmanlı Medeniyetlerinin yerleşim yeri olduğu M.Ö. 550 yıllarında Persler'in hakimiyetine girdiği rivayet edilmektedir. Hitit hakimiyetinin M.Ö. 1200 yıllarında Balkanlar üzerinden gelen Erigyalılar tarafından ortadan kaldırılması ile tonus Frigyalılar hakimiyetine girmiştir. Frigya’nın yıkılması üzerine bu devletin yerine kurulan Lidyalılar devrinde devrin kudretli komutanı Giges Mezopotamya ve İran ticaretini Ege Denizine bağlayabilmek için yaptırdığı meşhur Kral Yolunun Tonus'un (Altınyayla) güneyinden geçtiği gezilip incelendiğinde görülen kalıntılardan anlaşılmaktadır. Kral yolu Efes-Sart-Uşak-Gordiyon-Ankara-Çorum-Mecitözü-Tokat-Zile-Sivas-Tonus-Malatya-Harput-Diyarbakır-Ninova-Erbil-Suda yöreler-inden geçmektedir.


Daha sonra Pontus ve Roma egemenliğine girdiği 1071 yılında Malazgirt Zaferinden sonra Selçukluların egemenliğine girdiği,1347 yılında Şarkışla ile birlikte İlhanlılarca işgal edildiği M.S.1408 yılında Osmanlı Devleti yönetimine katıldığı bilinmektedir. Osmanlı İmparatorluğu zamanında 1882 yılında Sivas vilayeti 4 sancak 26 kaza ve 247 nahiyeden meydana gelmektedir. Bulardan merkez sancağı Sivas, Aziziye (Pınarbaşı), Koçgiri (Zara), Divriği, Hafik, Gürün, Darende, Yıldızeli ve Tonus Beylerbeyliğine bağlı bir sancak olarak teşkilatlanan Tonus (Altınyayla) önemli bir konak yeri olmuştur.


1873 yılında ilçe olarak teşkilatlanan Şarkışla’nın önceleri Tonus adıyla kurulduğu görülmektedir. Şarkışla ilçe teşkilatından sonra Tonus nahiye olarak hizmet vermiştir. Yurt düzeyinde 1972 yılında yapılan ad değişikliği ile (çizildi) Tonus (Altınyayla) olarak adlandırılmıştır.


1972 yılında belediyelik olmuş, 20 Mayıs 1990 tarih ve 20523 sayılı Resmi Gazete'de Yayınlanan Bakanlar Kurulu kararıyla ilçe statüsüne kavuşturulmuştur. 09.09.1990 tarihinde A.. Faruk Keleş'in ilk Kaymakam olarak atanması üzerine ilçelik faaliyetine fiilen başlamıştır.


Altınyayla ilçesi Aydın Mahallesi, Rıfat Özden Mahallesi ve Şafak Mahallesi olarak üç mahalleye ayrılmış olup, ayrıca Şafak Mahallesine bağlı olan Aşağı ibicek ve Yücekaya mezraları mevcuttur. Altınyayla'ya bağlı olan toplam birisi kasaba (Deliilyas) yirmi köy bulunmaktadır.



Tarihi Değerleri :

Altınyayla Camii:1895 yılında Mahmut, Müştak ve Salman ustalar tarafından yapılmıştır. camiyi yaptıran ise Tonuslu Ahmet Ağadır. Bu bilgilere ait kitabeler cami içerisindeki direklerde yazılıdır. Ahşap işçiliği mükemmel olan camii, kare planlıdır. Tavan ve direklerde kök boya ile kalem işleri yapılmıştır. İlçe çevresinde kale kalıntıları ve höyükler bulunmaktadır.





Divriği İlçesi'nden Bir Görünüm...

Coğrafi Konum :

Divriği ilçesi, Fırat nehrinin kolu olan Çaltı Çayı vadisi yakınında kurulmuştur. İlçenin doğusunda Erzincan, batıda Kangal, kuzeyde Zara-İmranlı, güneyi ise Malatya ile çevrilidir.


İlçenin yüzölçümü 2935 km2, rakımı 1250 m dir. İlçe merkezi nüfusu 17530 , köyleri ile birlikte toplam 32.710 kişidir.


İlçenin önemli dağları, kuzeyde Çengelli Dağı (2650), Deli Dağ (2150) Eferdi, Göldağ ve Akdağ'dır. Güneyde Yama, Demirli, Geyikli Güneydoğuda Sarıçiçek, doğusunda Iğınbat; batıda Dumluca yer alır. İlçenin en önemli akarsuyu Çaltı Çayıdır.


İlçede karasal iklim özellikleri görülür. Kışları çok karlı ve soğuk, yazları sıcak ve kurak geçer. İlçenin bazı dağlarında Meşe, Ardıç ve Çam türü seyrek orman alanları mevcuttur.



İlçenin Tarihçesi :

İlçenin tarihi geçmişi Hititlere kadar dayanır (M.Ö. 90) Bizans devrinde Teprice-Tefrike denilen bu şehir XIII. asırda İbn Bibi'nin Selçuk namesinde, diğer bazı eser ve kitabelerde "Divrik" olarak rastlanmaktadır. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde şehrin adı bugün olduğu gibi "Divriği" olarak yazılmaktadır.


VII. Asrın başında sasanilerin istilasına uğrayan Divriği ve yöresi, Heraklius tarafından Sasani yayılmasından kurtarılmasından çok geçmeden Arap ordularının saldırılarına ve güneyde yerleşmiş askeri kolonilerden gelen akınlara hedef oldu. Çevre halkının bağlı olduğu Pavlikyen Mezhebi de Divriği'ye büyük önem kazandırıyordu.


Divriği'nin Türkler eline geçmesi Malazgirt Zaferi ile gerçekleşmiştir. Doğu Anadolu Türk emirleri arasında taksim edilirken Erzincan ve yöresi Emir Mengücek'e düşmüştür. Bu sülalenin bir kolu da Divriği'de hüküm sürmüştür. Mevcut kitabelere göre bunların devri XIII. yüzyılın ortalarına kadar sürmüş ve bu tarihten sonra Mengücek hanedanının mülkü, Divriği'de Selçukluların eline geçmiştir.


Anadolu'daki Türk Birliğinin dağılmasından sonra, Divriği'nin Mısır memluk yönetiminde kaldığı görülür. 1398 yılında Divriği, Osmanlı padişahı I. Beyazıd tarafından, o devirde Mısır valisi olan İbrahim Şuhhi'nin oğlundan teslim alındı.1401 yılında Timur'un istilasına uğradı. Divriği'nin Türk Birliğine kesin olarak katılması Yavuz Sultan Selim devrinde Mercidabık zaferinden sonra olmuştur (1516). Osmanlı topraklarına katılan Divriği, Sivas eyaletine bağlı bir sancak merkezi oldu .


Sivas ilinin yeniden düzenlenmesinden sonra Divriği, ilçe merkezi haline getirilmiştir.



Tarihi Değerler :

Divriği Kalesi : Bazı bölümlerin M.S. 9. yüzyılda Pavlikanlarca yapıldığı anlaşılmaktadır. Sur uzunluğu 1.5 km. kadardır. Büyük bir kısmı da Menğücekoğulları tarafından 13. yüzyılda yapılmıştır. İçerisinde camii, sarnıç, zahire ambarı, kaya kovuklarının izlerine hala rastlanmaktadır. Bunlardan başka Kesdoğan Kalesi, Ordu (Kaya Burun) Kalesi bulunmaktadır.



Kale Camii: 1180 yılında Süleyman Şah oğlu Emir İshak tarafından yapılmıştır. Mimarı Maragalı Firuz' un oğlu Hasandır. Kale Camii Türklerin en eski yapısından biri olması sebebiyle çok büyük önem arz etmektedir.


Ulu Camii ve Darüşşifası : Ulu Camii, Mengücekoğullarından hükümdar Süleyman Şah oğlu Ahmed Şah tarafından 1228 yılında yaptırılmıştır.1280m2'lik bir alana oturan camiiye, kuzey, doğu ve batı yönünde yer alan taş süslemeleriyle hayret uyandıran üç güzel kapıdan girilmektedir.


Darüşşifa ise, Behram Şah'ın kızı Melike Turan Melek tarafından 1228 yılında yaptırılmıştır. Bu eşsiz anıt 768 m2'lik bir alana oturmaktadır.18.yüzyılda medrese haline getirildiği için Şifaiye Medresesi de denilmektedir.


Cedit Paşa Camii: Aynı isimle anılan mahallededir.1799 yılında yapılmıştır. Bezemeleri Ulu Camiinde görülen süslemelerin kaba bir taklididir. Minaresi siyah-beyaz kesme taş örgülüdür. Bundan başka Abı Çimen Camii (1840), Gökçe Camii (1844), Zeliha Hatun Camii (1869), Hacı Osman Mescidi, Kemenkeş Camii, Şemsi Bezirgan, Kültür, Ahmet Paşa, Süleyman Ağa, Tavukçu, Turabali Mescitleri vardır.



Kümbet ve Türbeleri:


Sitte Melik Kümbeti: Mengücekoğullarından Emir Süleyman Seyfeddin Şahinşah için 1195 yılında yaptırılmıştır. Sekizgen planlı, sivri pramidal külahla örtülüdür. Tamamı kesme taştan inşa edilen türbenin süslemeleri dikkati çekmektedir.



Kemareddin Kümbeti : Emir Kemareddin, Mengücekoğullarının hazinedarıdır.1196 yılında yaptırılmıştır. Sekizgen planlı, içten kubbe dıştan pramidal külahla örtülüdür.



Kemenkeş (Nurettin Salih) Kümbeti : 1240 yılında yaptırılmıştır. Sekizgen planlı içten kubbe dıştan pramidal külahla örtülüdür.



Naip (Gazezler) Kümbeti : Kitabesine göre 1291 yılında Naifı Eşref için yaptırılmıştır. Sekizgen planlı pramidal külahlıdır.



Sinaniye Hatun Türbesi : Kalealtı mahallesindedir. Harap bir haldedir. Muhtemelen Mengücekoğulları dönemine aittir. Bunlardan başka; Ahi Yusuf Türbesi (13. yüzyıl). Araplık türbesi, Saracın Türbesi (18. yüzyıl) Nasreddin Mehmet Yatırı (1489), Dumluca Köyü Dilber Kümbeti (13. ve 14. yüzyıl) Seyit Baba Türbesi, Saçlı Baba, Akça Baba, Hasan Paşa Türbesi, Hüseyin Gazi Türbesi, Gani Baba Türbeleri vardır.



Hanlar - Hamamlar :


Pamuk Han : Demirdağ, istasyonunu yakınındadır. Duvarların büyük bir bölümü ayaktadır. Üst örtüsü yıkılmıştır.


Burma han Kervansarayı : Divriği-Kemah-Erzincan yolu üzerindedir. Mengücek-oğulları dönemine aittir. Sultan 1V. Murat'ın onarıma aldırdığı, Revan Seferine giderken bu handa konakladığı rivayet edilmektedir. Büyük ölçüde harap durumdadır.



Mirçinge Hanı : Handere köyündedir. Mengücekoğulları döneminde yapılmıştır. Sadece kapalı mekanlardan oluşmaktadır.


Dipli Han : Günbahçe köyü ile Dumluca Köyü arasındadır. Duvarları ve üst örtüsünün büyük bir bölümü ayaktadır.


Hamamlar : Aşağı Hamam (Hamam-ı Süfla-Acı Hamam-Kayaoğlu Hamamı) Bekir Çavuş Hamamı ve İmamoğlu Hamamı,


Köprüler :


Handere Köprüsü : Handere köyündeki hanın 1 km kadar güneydoğusun-dadır. Mirçinge Çayı üzerindedir. İki gözlü; sivri kemerlidir. 8 m. yükseklikte, 4,5 m. enindedir. Urta göz diğerinden büyüktür. Siirt Malabadi Köprüsünün bir benzeridir. Bundan başka; Kız köprüsü, Tazlıoğlu Köprüsü, Kesik Köprü, Lıh Çayı Köprüsü, Bereket Değirmeni Köprüsü, Köse Paşa Köprüsü, Hüngür Köprüsü ve Altındere Köprüleri vardır.


Kiliseler :


Yukarı Kilise : Kalenin batısında büyük bir bölümü yıkılmıştır.


Aşağı Kilise : Yukarı Kilisenin altındadır. Duvarlar ve üst örtü büyük çapta yıkılmıştır.



Kayaburun Köyü Kilisesi : Aynı adla anılan köyün girişindedir. Bunlardan başka; Kaya Yakup Kilisesi, Erşün Kilisesi, Uzunkaya (Pargam )Kilisesi,Güresin Verk mevkiinde bulunan kiliseleri vardır.




Doğanşar İlçesi'nden Bir Görünüm...

Coğrafi Konum :

İç Anadolu Bölgesinin kuzey doğusunda, Karadeniz ile İç Anadolu Bölgesi arasında yer alır. İlçe 40-41 kuzey paralelleri ile 37-38 doğu meridyenleri arasında kalmaktadır. Doğusunda Koyulhisar, batısında Yıldızeli, kuzeyinde Tokat iline bağlı Almus ve Reşadiye ilçeleri güneyinde ise Hafik ve Zara ilçeleriyle komşudur.



İlçenin Tarihçesi :

Anadolu'nun eski yerleşim merkezlerinden birisidir. Tarihi adı İpsile'dir. Bu ismi Bizans döneminde almıştır. Bizans döneminden sonra sırasıyla Danişmentliler, Anadolu Selçuklu Devleti, Ertana ve Kadı Burhaneddin'in yönetimine girmiştir.


Doğanşar 1399'da Osmanlılar tarafından fethedilmiş, Timur istilasıyla tekrar elden çıkmış,1424 yılında tekrar Osmanlıların eline geçmiştir.


Doğanşar'ın başlangıçta 19. yüzyılın son çeyreğine kadar Tokat'a bağlı olduğunu görürüz.1870 yılında doğrudan Sivas'a bağlandığını ve Tozanlı nahiyesi olarak adlandırıldığını görmekteyiz.1872'de Hafik ilçe olunca, Hafik'e bağlanan Doğanşar, 1906’da Reşadiye'ye, sonra tekrar Hafık'e bağlanmıştır. 1970'lere kadar teşkilatlı nahiye olan Doğanşar 09.05.1990 tarihinde ilçe olmuştur.



Tarihi Değerleri :

İlçede geçmişi eskiye dayanan Kale Camii, Yeni Camii ve Ulu Camii vardır. Yörede ayıca birçok türbe vardır.





Gemerek İlçesi'nden Bir Görünüm...

Coğrafi Konum :

Sivas'ın batı tarafında yer alan ilçe, doğuda Şarkışla, güneybatısında Kayseri, kuzeybatısında Yozgat ile çevrilmiştir. Yüzölçümü 1150 km2'dir. Rakımı 1200m'dir. Tamamen karasal iklimin tesiri altındadır. Kışları soğuk, yazları sıcak ve kurak geçer. Maksimum ısı 40, minimum ısı -34.4 derece ve yılın 125 ile 145 gününde don olayı görülür. Sızır kasabasının kuzey batısı ormanlık alanlarla kaplı olup bu bölgede çok sayıda yayla mevcuttur. Bunlardan bazıları; Kaymaklı,Taalti kısık ve karmıklı yaylalarıdır.



İlçenin Tarihçesi :

İlçe olarak kuruluş yılı 1953'tür. 38 yerleşim ünitesinden 5'i kasaba, 33'de köy bulunmaktadır. tarih bakımından ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmekle beraber,Malazgirt savaşından sonra bazı Türk aşiretleri tarafından kurulduğu söylenmektedir.


Osmanlı İmparatorluğunun yükselme devrinde kasaba olduğu ve Kanuni Sultan Süleyman'ın Nahçıvan Seferi sırasında burada konakladığı kitabe ve mezar taşlarından anlaşılmaktadır.



Tarihi Değerler :


Şahruh Bey Mescidi (Merkez Camii) : Camii, giriş kapısı üzerindeki kitabeye göre, Dülkadiroğullarından Alaüddevle'nin oğlu Şahruh bey tarafından yaptırılmıştır.1749 yılında Arslan Paşa oğlu Ahmet bey ve 1822'de Çapanoğulları tarafından tamir ettirilmiştir.


Camii dikdörtgen planlı düz tavanlıdır. Harimin kuzeyinde bir üst mahfil ile güneyde altı sıra mukarnas kavsarlı beşgen bir mihrap bulunur.



Çepni Camii : Camii, giriş kapısı üzerindeki kitabeye göre,1530 tarihinde Kızılkocaoğlu İsa bey tarafından yaptırılmıştır.1826 ve 1898 yıllında onarım geçirmiştir. İç mekan güneyde en büyük olmak üzere dört eyvanımsı nişlerle genişletilmiştir. Orta kısım kare planlı çapraz tanozla örtülüdür. Tonozun ortasında sekizgen kaideli kubbecik yer alır. Yan kenarlar sivri kemer alınlıklı ve beşik tonoz örtülüdür. Güney kanat diğerinden daha büyüktür. Yapının batısında üç bölümlü bir cemaat yeri ile minare bulunur. Mihrap orijinal durumunu korumuş olup, çok güzel alçı süslüdür.


İnkışla Camii: Camiinin kuzeyindeki giriş kapısı üzerinde pek iyi okunulamayan bir kitabesi vardır. Köy halkının verdiği bilgiye göre camii Yozgatlı Safiye Hatun etrafından yaptırılmıştır,bugün büyük bir kısmı yenilenmiştir. Üç sahınlıdır. Sahınları ikişer sıra direk birbirinden ayırır. Direkler üzerinde "S" konsollar yer alır.


İnkışla Hamzalı Mevkii Camii: Camiinin duvarları ve mihrabı ayaktadır. Üst örtüsü yıkılmıştır. Kesine taş olan yapının çok eski olduğu ve yanında bir hazinenin bulunduğu köy halkı tarafından söylenir.


Çepni Hamamı I : Camiinin vakfı olabileceğini tahmin ettiğimiz hamam, camiinin güneyinde ona 15-20 m kadar uzaklıktadır. Bazı yapı öğelerinden camii ile asırdaş olabileceğini akla getirmektedir. Dıştan iki büyük kubbeli ve dikdörtgen planlıdır.


Çepni Hamamı II : Alabey mahallesi dervişağa bahçesinde şehir sularının yanında yer alan hamam, bugün harap ve bakımsızdır.

Çok eski olduğunu tahmin ettiğimiz yapı, üç mekanlıdır. Doğuda ki mekanlardan biri enine dikdörtgen planlı sivri beşik tonos örtülü, diğeri kare planlı üzeri yelpaze tromp geçişli kubbe ile örtülüdür.

Batıdaki sıcaklık ise; Enine dikdörtgen planlı ortası kubbe iki yanı beşik tonos örtülüdür. Tüm bölümlerde kapı ve tromplar sivri kör kemer nişi içine alınmıştır.


Şahruh Köprüsü : Ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmeyen bu köprü, 1538 yılında Şahruh Bey oğlu Mehmet han tarafından kölesi Behram'a eliyle tamir ettirmiştir. Kitabesi Sivas müzesindedir.

Köprü, kuzey-güney doğrultusunda uzanan 155x5,50 m. boyutlarında sekiz gözlü bir yapıdır. Köprü kuzeyden üçüncü açıklık üzerinde harpuşda yaparak yükselir.


Sızır Eskiköy Ören Yeri : Sızır kasabasının güneydoğu girişinde eskiköy adıyla anılan mevkidedir. Elde edilen buluntular bu bölgenin çok eski bir yerleşim merkezi olduğunu göstermektedir. Kayalık ve yeşil bir alan içerisinde bulunan bu bölgede birçok mağara vardır. Bölgenin doğusunda bulunan çağşak mevkiinde yüze yakın mağara bulunmaktadır. Bunlardan bazıları çeşitli nedenlerden dolayı tahrip olmuştur. Eskiköy'de necip'in ini adıyla anılan mağara yeraltı şehrini andırmaktadır. 25-30 m.'ye kadar içerisine girilebilmekte ve içeride odalara ayrılmaktadır. Yine bu bölgenin güneydoğusunda bulunan Köşkbaşı adıyla anılan yerde bir Köşk bulunduğu, burada bulunan arkeolojik kalıntılardan anlaşılmaktadır. Maalesef bu kalıntılar zaman içerisinde bilinçsizce halk tarafından çeşitli yerlerde kullanılarak tahrip edilmiştir.

Sızır'da bu ören yerlerinden başka; Karacaören ve Dendeliz ören yeri ile kasabanın kuzeybatısında ormanlık bir alan içerisinde bulunan Çatalsay mevkiinde de bir su sarınıcı kalıntısı bulunmaktadır. Bütün bu kalıntılardan Sızır'ın Roma ve Bizans döneminde yerleşim merkezi olduğu sanılmaktadır.


Sızır Kalesi : Sızır kasabasının şu andaki yerleşim merkezi olup, görünen kalıntı yoktur. Kasabanın merkezinde bulunan Hüyük'ün çevresi çok önceleri su ile çevrili olduğu, zamanla suların çeşitli tabii nedenlerden çekildiği ve Roma Kralı Sezar zamanında buraya bir kale yapıldığı tahmin edilmekte, bundan dolayı Sızır'ın adının Sezar'dan geldiği söylenmektedir. Kale üzerinde bulunan mahalle şimdi Kalebaşı mahallesi olarak anılmaktadır.

Diğer bir rivayete göre de bu bölgede fazla suyun sızması sonucu önceleri Sızar diye anıldığı sonradan Sızır'a dönüştürüldüğü ifade edilmektedir.




Gölova İlçesi'nden Bir Görünüm...

Coğrafi Konumu :

İlçe, İç Anadolu bölgesi ile Karadeniz Bölgesi arasında yer alır. Arazi daha çok dağlık ve engebelidir. Sivas'a uzaklığı 198 km. Suşehri’ne 45 km, Refahiye'ye 20 km. Erzincan'a ise 100 km'dir. Ortalama rakımı 1300 m'dir.



İlçenin Tarihçesi :

Gölova'nın tarihi M.Ö.1000 senelerine kadar uzanır. İlçenin kuzeyine düşen "Söğütlü Göze" dediğimiz yerde Hitit Uygarlığının varlığı belirlenmiştir. Rum pontus devletine bağlı olarak Avanıs ismini taşımış olup, yakın zamana kadar bu isimle anılmış, daha sonra ismi değiştirilerek Gölova adı verilmiştir.1990 yılındaki bir kanunla ilçe olmuştur.



Tarihi Değerleri :


Çoban Baba Türbesi : Gölova ilçesi, Çobanlı köyünde, küçük bir tepenin üzerindedir. 5.45 x 5.45 m. ölçülerinde, kare planlı, kesme taştan inşa edilmiştir. Kubbesi zamanla yıkılmış, sonradan betonarme olarak yapılmıştır. Giriş kapısı mukamaslı bir kavsaraya sahiptir. Cephesi geometrik motiflerle süslüdür. İçinde bir sanduka vardır.




Gürün İlçesi'nden Bir Görünüm...

Coğrafi Konum :

Gürün Sivas ilinin güneyinde Sivas-Malatya yolu üzerinde kurulmuştur.140 km'lik bir karayoluyla Sivas'a ulaşır. İlçenin güneydoğusunda Malatya, batısında Kayseri, güneydoğusunda Kahramanmaraş, kuzeyinde Kangal ilçesi yer almaktadır. Rakımı 1250 m. yüzölçümü 3080 km2, arazisi dalgalı bir ilçedir. Karasal iklimin tesiri altındadır.



İlçenin Tarihçesi :

İlçenin tarihi çok eskidir. M.Ö. 2000 yıllarına kadar iner. Mevcut mağaralar, Gürün' ün ilk çağ tarihini yaşadığını göstermektedir. Etilerin bu bölgeye medeniyet kurdukları bulunan eserlerden anlaşılmaktadır.


Şuğul bölgesindeki kayalar üzerindeki Etilere ait yazılar bunu göstermektedir. "Tegerama" yani Gürün bölgenin en güçlü kalesi durumundaydı.

Anadolu İslamiyet’inin hakimiyeti altına 8irince Gürün, Malatya Beyliğine bağlı bir kasaba oldu. Daha sonra burada Danişmentliler ve Selçuklular hakimiyeti sürdüler. Bir ara Kadı Burhaneddin'de kendi beyliğine bağladı. Yıldırım Beyazıd devriyle Osmanlı topraklarına katıldı.1858 yılında ilçe olmuştur.


Tarihi Değerleri :


Ulu Camii : Asıl ibadet alanı üzeri alanını örten kubbe, dört sütun üzerine oturmaktadır. Yanları çapraz tonozludur. Minber mihrap merkezindedir.


Kilise : Kesme taşlarla inşa edilmiş dikdörtgen planlıdır. İçine girilememiştir.


Mozaik Kalıntısı : Tepecik köyünde bir vatandaşın ahırının tabanında Roma dönemine ait mozaikler bulunmuştur. Karşılıklı kuş resimleri işlenmiştir.


İlçe Halk Kütüphane Binası : Kesme taştan iki katlı olarak inşa edilmiştir.


Yeşil Kale Köyü Kalesi : Aynı isimle anılan köyün güneyindedir. Doğu yönünde kesme blok taşlar hala görülmektedir. Kuzey yönünde kayalara oyulmuş bir dehliz Uludere Çayına inmektedir. Ayrıca ilçe çevresinde Göbeören Kalesi, Karacaören Kalesi ve birçok höyük bulunmaktadır.




Hafik İlçesi'nden Bir Görünüm...

Coğrafi Konumu :

İç Anadolu Bölgesinin yukarı Kızılırmak bölümünde Sivas iline bağlı bir ilçedir. Kuzeyinde Tokat'ın Reşadiye ve Almus ilçeleri, Sivas’ın Koyulhisar ilçesi, Güneyinde Kangal ilçesi, Doğusunda Zara ilçesi, batısında Sivas ve Yıldızeli ilçeleri ile çevrilidir. Yüzölçümü 2967 km2 dir. Rakımı 1276 m. dir.



İlçenin Tarihçesi :

Hafik'in eski adı Koçhisardır. 1870 yılında ilçe olmuştur. Hititler zamanından beri yerleşim merkezidir. 1515 yılında Yavuz Sultan Selim İran seferine giderken ordusuyla birlikte bugünkü sultan pınarı denen yerde çadır kurmuştur. 1926 yılında Hafik ismi verilmiştir.



Tarihi Değerleri :


Hükümet Konağı : Son Osmanlı dönemi idari yapısıdır. İki katlı olup, 1989 yılında restore edilmiştir.


Tuzhisar Köyünde Bulunan Kilise : Üç sahanlı, bazilikal planlıdır. Apsis dışa doğru yarım daire şeklindedir. Sütunları birbirine sivri kemerler bağlamaktadır. Ayrıca Düzyamaç ve Düzyayla köylerinde de kiliseler olduğu söylenmiştir. Yörede birçok mağara bulunmaktadır.




İmranlı İlçesi'nden Bir Görünüm...

Coğrafi Konumu :

İl Merkezi Sivas'a 105 km 'lik asfalt bir yolla bağlı olan İmranlı Sivas'ın doğusunda, Sivas-Erzincan yolu üzerinde kurulmuş bir ilçe merkezidir. Rakımı 1650 m. olup Kızıldağın eteğinde Kızılırmak vadisinde kurulmuştur. Yüzölçümü 1229 km2' dır. İlçede tamamen karasal iklim hüküm sürer.



İlçenin Tarihçesi :

İlçe olmadan önce "Çit" daha sonrada "Hamitabat" diye tanınmaktaydı. 1877 Osmanlı Rus savaşında doğu illerimiz işgal edilince o yörelerin halkı İmranlı'ya yerleştirilmiştir. 1911 yılında bucak olmuş,1948 yılında ilçe olmuştur.





Kangal İlçesi'nden Bir Görünüm...

Coğrafi Konumu :

İl merkezine 80 km'dir. İlçenin doğusunda Divriği, batısında Kayseri, güneyinde Gürün, kuzeyinde Suşehri ile çevrilidir. Yüzölçümü 3700 km2 dır. rakım ise 1540 m. dir.



İlçenin Tarihçesi :

Malazgirt Savaşından sonra Türklerin eline geçmiştir. Doğu Roma İmparatorluğu yıkılınca Anadolu içlerinde büyük bir hızla ilerleyen Türkistan Türklerinin bir kolu da Kangal ve yöresine yerleştiler. Bu bölgenin Etiler devrinde de yerleşim merkezi olduğu bulunan eserlerden anlaşılmaktadır. Yörede çokça höyük ve harabeler mevcuttur. IV. Murat devrinde yapıldığı sanılan bir de han vardır.



Tarihi Değerleri :


Camii: Kare planlı, üzeri kubbeyle örtülüdür. Batı ve Kuzey yönü üçer kubbeyle örtülüdür. Kesme taştan 18. yüzyılda inşa edilmiştir.


Alacahan Kervansarayı : Camii,han ve sur duvarlarından oluşmaktadır. Eski İpek Yolu şimdiki Sivas-Erzincan yolu üzerinde, Alacahan nahiyesi içerisindedir. Siyah-beyaz kesme taşlarla almaşık olarak örülmüştür. Adını da bu örgü sisteminden almıştır. Muhtemelen 17.yüzyıl Osmanlı Hanı olabilir.


Halil Rıfat Paşa Köprüsü : Alacahan bucağına bağlı Yeşil Kale köyüne giderken Malatya yolu üzerindedir. Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa yaptırmıştır. Tekgözlü 3.80m. genişliğinde 4.15m. yüksekliğinde, 10.5m. uzunluğundadır.


Tekke Köyü Samud Baba Kümbeti : Kapı üzerindeki kitabesine göre 1573.yılında yaptırılmıştır. Dıştan altıgen planlı, içten daire kubbeli,dıştan pramidal külahlı olup,tamamen taştan imal edilmiştir.


Kangal yada literatürdeki adıyla Anadolu Çoban Köpeği ülkemizde yaşayan en özgün soy, gen yapısında bir başka köpek geni olmayan dünyadaki ender köpek türlerinden biri.




Koyulhisar İlçesi'nden Bir Görünüm...

Coğrafi Konumu :

Koyulhisar İlçesi İç Anadolu'nun kuzey doğusunda batıdan doğuya doğru uzanan Kelkit Vadisini, kuzeyden güneye doğru dikine kesen bir vadi üzerindedir. İl merkezi Sivas a 180 km. mesafededir. Batıda Tokat'ın Reşadiye, kuzeyde Ordu ilinin Mesudiye, kuzey doğuda Giresun'un Bulancak, batıda Suşehri ve güneyde Zara, Hafik ilçeleri ile çevrilidir. Kelkit vadisi İç Anadolu Bölgesi ile Karadeniz Bölgesinin ayrım hattı olup, Koyulhisar bu hattın kuzeyinde Karadeniz Bölgesinde kalmaktadır. bu nedenle bu bölgede karasal iklimden ılıman iklime geçiş görülür. Rakımı 850 m. yüzölçümü 968km2'dir.



İlçenin Tarihçesi :

İlçenin adının kaynağı hakkında çeşitli söylentiler vardır. Koloneia, Kule-Hisar, Kuyulu-Hisar gibi isimlerin yanı sıra batılı kaynaklarda da Kaili-Hisar, Kuili-Hisar şeklinde geçmektedir. Türkler, Anadolu'ya yerleşmeden önce Pontus Rum İmparatorluğuna bağlı olup isim de Kolonya şehri idi. Malazgirt Savaşından sonra Selçukluların, XV. asır ortasından itibaren de Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Bu sırada şehrin adı Muşaz'dır.


Fatih'in korkusundan Uzun Hasan, şimdiki Yukarıkale köyünün doğusundaki cephe üzerine bir kale yaptırmış, Osmanlılar üzerine sık sık saldırmaktaydı. 1461 yılında Uzun Hasanın Koyulhisar'ı zapt etmesi üzerine, Fatih Sultan Mehmet, buraya Şaraptar Hamza Bey'i göndermiş, arkasından kendisi kaleyi teslim almış buradan da Trabzon'a devam etmiştir.

Koyulhisar'a bağlı Aşağıkale köyünün bulunduğu yerin batısındaki tepe üzerinde de kale harabelerine rastlanmaktadır. Bazı araştırmalar, bu kale yakınlarında ortaçağ kalıntılarının bulunduğundan söz etmekte ve Muşaz ismine sık sık yer vermektedir.

Aşağıkale kalıntılarının bulunduğu tepenin dibindeki ırmağın güney kısmında IV. Murat tarafından yaptırılmış bir Kervansaray,1939 zelzelesiyle yıkılmıştır.


Tarihi Değerleri :


Aşağıkale (Kale-i Zir) : Kalenin bazı duvar kalıntıları durmaktadır. Yalçınkaya üzerine inşa edilen kaleden ırmağa inen merdivenler bulunmakta ve kalede bina temel izlerine rastlanmaktadır.


Yukarı Kale (Kale-i Bala) : Yukarı kale köyünün doğusunda, sarp yamaçlar üzerindeki kalenin harabelerine rastlanmaktadır. Kaleleri Uzun Hasan yaptırmıştır. Koyulhisar kalesinden Evliya Çelebi de bahsetmektedir. Kale içinde yüz ev, ambarlar, cephanelik, su sarnıçları, demir kapılı kuyusu vardır. Aşağıda bir şehir, camii ve dükkanlar bulunduğundan bahseder.


Fatih Camii : Yukarı kalededir. Mütevellisi Hatipoğullandır. Sadece temelleri kalmış üst örtüsü yıkılmıştır.


Hacı Murat Hanı : Tamamı kesme taşlardan yapılmış olup, Suşehri-Niksar yolu üzerinde yaklaşık 20x100m ebadındadır. Duvarları ayakta kalmış, üst örtüsü 1939 yılı depreminde yıkılmıştır.


Hamam : Kalenin eteğinde, doğu-batı doğrultusunda, dikdörtgen planlıdır. Bugün hamamın üzeri toprakla örtülmüş olup, sadece kubbesi ve bir duvarı görülebilmektedir.


Koyulhisar Şehitliği : İlçe merkezindedir. Türk Ordusunun Koyulhisar halkına şükran borcu olarak 1917-1918 yıllarında bir anıt çeşme yapılmıştır.




Suşehri İlçesi'nden Bir Görünüm...

Coğrafi Konum :

Suşehri, Sivas ilinin kuzeydoğu bölümünde, Karadeniz bölgesi sınırlan içinde yer almaktadır. Sivas iline uzaklığı ise 143 km.'dir.


Doğuda, Akıncılar, güneyde İmranlı, güneybatıda Zara, batıda Koyulhisar, kuzeyde Şebinkarahisar, kuzeydoğusunda ise Aluçra ilçeleri vardır.


Suşehri 980 km2'Iik yüzölçümü ile Sivas'ın ilçeleri arasında önemli bir bölüme sahiptir. İlçe merkezinin denizden yüksekliği 950 m'dir. İlçe sınırları en yüksek nokta, 2812 m ile Kösedağ, en düşük noktası ise 700 m ile Kelkit Çayının ilçe topraklarını terk ettiği yerlerdir. (Akçaağıl Köyü sınırlan içinde) İlçe sınırları içindeki önemli yükseltiler; Kösedağ ile Canik dağlarının iç sıralarıdır.

Suşehri ovası, Kelkit vadisinin genişlemesi ile oluşmuştur. Ova tabanında Kılıçkaya Barajının yapımı ile 3.202 hektarlık alan göl haline gelmiştir.


Suşehri İç Anadolu’nun karasal iklimi ile Karadeniz bölgesinin yağışlı iklimi arasında geçiş çizgisinde bulunmaktadır. Yazları sıcak ve kuraktır. Kış mevsimleri ilin diğer ilçelerine(Koyulhisar dışında) daha ılık geçer. Kışın yağışlar kar şeklindedir. İlkbaharı ise bol yağmurludur.

1990 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre, ilçe merkezinin nüfusu 23.202, köyleri ile birlikte ise, 46.8 43 kişidir. İlçeye bağlı bir bucağı (Gökçekent) 68 köyü bulunmaktadır.


İlçenin Tarihçesi :

Suşehri ilçesi eski bir yerleşim merkezidir. İlçenin tarihi Bakır Çağına kadar inmektedir. Ova kesiminde eski sıradur civarında Bakır Çağı özellikleri gösteren eşyalar bulunmuştur. Eskişar, Çataloluk köylerinde Roma, Selçuklu dönemlerine ait tören yerleri bulunmaktadır. Akşar köyü yakınlarında Roma İmparatoru Hadrianus adına dikilmiş kilometre taşlarına (mil taşı) rastlanmaktadır.


İlçenin eski yerleşim yeri şimdiki merkezin 2 km. doğusunda çayırbaşı mevkiinde bulunuyordu. Bulahi (veya Bulalliye) adını taşıyan bu yerleşim yeri depremler sonucunda yıkılınca ilçe Andıryas adını alarak şimdiki bulunduğu merkezde gelişmeye başlamıştır.1906 yılında da suların bolluğu nedeniyle Suşehri adını almıştır.

Suşehri ovası ve Kösedağı 1243 yılında Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılmasına neden olan Kösedağı Savaşına sahne olmuştur. Baycu Noyan komutasında Anadolu'ya giren Moğol ordusu II.Keyhüsrev komutasındaki Selçuklu ordusunu sultanın tecrübesizliği nedeniyle ova kesiminde ve Kösedağ'da bozguna uğratmış, Selçuklu ordusu 3000'den fazla şehit vermiş, ayrıca ağırlıkları da Moğolların eline geçmiştir. Tarihimizde Kösedağı felaketi olarak geçen bu savaş Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılmasına neden olmuş, Anadolu Moğollar tarafından yakılıp yıkılmıştır.

1917 yılında doğuda Ruslara karşı savaşan ordumuz geriye çekilmek zorunda kalmış III.ordu karargahı Suşehri’ne taşınmıştır. Ruslar doğuda Refahiye ilçesine kadar gelmişler ancak,1917 Rus ihtilali ve ordumuzun kahramanca direnmesi sonucu geriye çekilmek zorunda kalmıştır.

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs 1919 tarihinde başlattığı Kurtuluş Savaşı çalışmaları sırasında, Erzurum kongresine giderken 28 Haziran 1919 günü ilçemize misafir olmuştur. Bu misafirlik sırasında Suşehri’ndeki milli mücadele görevi Mehmet Ali Efendiye verilmiştir. Ayrıca bir toplantı ile Suşehri Müdafai Hukuk Cemiyeti şubesi kurulmuş, ilçeyi Erzurum Kongresinde temsil etmek üzere Çeçen Zade İsmail Hakkı Bey delege seçilmiştir.

Atatürk, Erzurum Kongresi dönüşünde ilçemize tekrar uğramıştır. Büyük önderimizin ilçemizden geçtikleri bugün (1 Eylül) Suşehri'nin mahalli günü olarak kabul edilmiştir. Her yıl ilçe çapında düzenlenen şenliklerle kutlanmaktadır.


Tarihi Değerleri :


Balhatun Camii(Belkıs Hatun) : İlçe merkezindedir·.1919 Erzincan depreminde tamamen yıkılmış yerine 1910 yılında bugünkü camii yaptırılmıştır. İlk camii 1725 yılına ait olup yapım kitabesi camiinin asıl ibadet alanına giriş kapısı üzerine konmuştur. Ahşap tavan sağlam ve ibadete açıktır.


Köse Süleyman Ziyaret Yeri : Köse Süleyman, Selçuklu komutanıdır. 1243 yılında Moğol istilası sırasında Kösedağ mevkiinde Köse Süleymanla Baycu Noyan büyük bir savaş yapmış. Ancak, Köse Süleyman ,şehit düşer. şehit düştüğü yer her yıl Temmuz ayında çevre köylerince ziyaret edilir




Şarkışla İlçesi'nden Bir Görünüm...

Coğrafi Konum :

İlçemizin yüzölçümü 2619 km2, deniz seviyesinden yüksekliği ise;1180 metredir. Kızılırmak vadisini sınırlayan Kuzey-doğu yönündeki Çal dağının kuzeybatı eteklerinde kurulmuştur. Etrafı dağlarla çevrili Gedik Ovası denilen küçük bir ovanın ortasındadır.


Şarkışla ilçesi topraklarının büyük bir bölümü III. zamana ait topraklardan oluşmuş arazilerdir. Bunun yanısıra bölgede bu zamanlarda oluşmuş organik kalker,kil,kaya ve jips gibi gibi yapının pek çoğunu bulmak mümkündür.

1500 metreyi aşan yaylalar ilçenin göze çarpan en belirgin yüzey şekilleridir. Güneybatı-Kuzeydoğu doğrultusunda uzanan bu yaylaları bir takım dağ sıraları böler. Yeliboy, Yürübaba, Tepesidelik, Akbaba, Gökgöz, Beserek ve Güldede ilçenin en önemli dağlarıdır.

İlçe genelinde Kuzeydoğu-Güneybatı istikametinde akış gösteren Kızılırmak, kuzeyde Acısu ve güneyde de Kanak Çayı ile karışır. Arazi yapısı genelde düzlük ve aşınmış yükseltilerden oluşur. Vadiler diğer bölgelerin aksine çok derin değildir. Dağların müşterek özelliği Akdağ hariç bitki örtülerinin zayıf oluşudur.

İlçe Anadolu Bölgesinin en soğuk coğrafi bölgesinde oluşu nedeniyle ilçede iklim serttir. Yazlar sıcak ve kurak,kışlar ise soğuk ve yağışlıdır. Yağış kış aylarında kar, Bahar aylarında ise yağmur şeklinde düşer. İlçe karayel poyraz rüzgarlarının tesiri altındadır.

Bitki örtüsü olarak; ilkbaharda yeşerip sonbaharda kuruyan bozkırlara ve birçok ölçüde ilçenin kuzeyindeki köylerde kısmi çam ormanlıkları ile su kenarında insan eliyle yetiştirilen söğüt ve kavak ağaçlarına rastlanmaktadır.


İlçenin Tarihçesi: İlçemiz 1873 yılında Tonus adıyla kurulmuştur. Önceleri Akviran köyünde olan ilçe merkezi sonradan bugünkü iskan etmiş ve ismi değiştirilerek Şarkışla ismi verilmiştir.

İsminin neye istinaden verildiği hakkında elde kesin mevcut bilgi olmamakla beraber bugüne kadar gelmiş iki inanış vardır. Bunlardan birine göre "Güzel Kışla" anlamına gelen şehrin ismi Yıldırım Beyazıt’ın oğlu Ertuğrul Bey zamanında ilçede,ilçeye askerin eğitim ve talimatların yapılması sırasında kaldığı.

Diğer bir inanış ise IV.Murat'ın İran seferini yaptığı sırada ilçede konaklayıp kışla kurması neticesinde ilçeye "Şarkta Kurulan Kışla" anlamına gelen Şarkışla isminin verildiği yolundadır.

İlçe merkezinde yapılan arkeolojik araştırmalardan ilçeye bağlı Gürçayır, Kızılcakışla ve Karacaören köylerinde Eti, Roma, Selçuklu, Danişmend ve Osmanlı uygarlıklarının izlerine rastlanmaktadır.


Tarihi Değerleri:


Ulu Camii : Kapısının üstündeki kitabeye göre 1080H.(1669 miladi)yılında yapılmıştır. Üsküdarlı Mehmet Efendi Vakfındadır.1900 yılında Hacı Hasan Sami Paşa tarafından büyük çapta onarılarak bugünkü şeklini almıştır.


Hardal Köyü Camii : Beden duvarının yarısı,üst örtüsü tamamen yıkılmıştır. Duvarlar kesme taş örtülüdür.


Kale : İlçenin ortasında yüksek bir tepedir. Kaleye ait hiçbir iz yoktur. Kaleden çok höyüğe benzemektedir. Bunlardan başka ilçede Radar tepesinde Arap Dede,Küpeli köyünde Küpeli Dede yatırları vardır.




Ulaş İlçesi'nden Bir Görünüm...

Coğrafi Konum :

İç Anadolu bölgesinin doğu kısmına kurulmuş olup, kışları soğuk ve sert, yazları ise kurak ve sıcak geçen iklime sahiptir. Tarıma elverişli düz ve subasar ovası vardır. Sivas'a 40 km. mesafededir. Doğusunda 2319 m. ile Tecer Dağı ve bu dağdan çıkıp Kızılırmak'a dökülen Tecer Çayı vardır. İlçenin rakımı 1350 m'dir. ilçenin merkez nüfusu 2530'dur.



İlçenin Tarihçesi :

Ulaş ilçesinin ilk olarak iskanı Selçuklular dönemine dayanmaktadır. Ulaş ilçesi doğu transit yolu üzerindedir. Selçuklular döneminde, ilçe girişine yaptırılmış bulunan Selçuk Hanı kalıntıları ilçenin önemli bir ticaret merkezi olduğunu kanıtlamaktadır.


Osmanlı devletinin kuruluş yıllarının başlangıcında Osmanlılara bağlanan bu yerleşim merkezi, o dönemde de önemini sürdürmüş ve Bağdat yolu ile batı ve doğuya bağlantısını kurmuştur.

Önemli bir yerleşim merkezi olan Ulaş İlçesi, Cumhuriyet döneminde doğudan gelen göçmenler ile Bulgaristan ve Yugoslavya'dan gelen göçmenlerin iskanı ile nüfus yoğunluğunu artırmıştır. Bu dönemde yapılan doğu transit yolu da Ulaş ilçesinden geçmektedir. 1968 yılında Belediye teşkilatı kurulmuş, 20 Mayıs 1990 tarihinde de ilçe teşkilatı kurulmuştur.




Yıldızeli İlçesi'nden Bir Görünüm...

Coğrafi Konum :

İç Anadolu bölgesinde yukarı Kızılırmak bölümünde Sivas ilinin batısında, ilçe toprakları ve merkez, batıda Almus ilçesi ve Artova, doğuda Sivas'ın Hafik ve merkez, batıda Yozgat'ın Akdağmadeni, güneyde ise Şarkışla ilçeleri ile çevrilidir. Sivas ilinin en geniş topraklarına sahiptir. Yüzölçümü 4095 km2, rakımı 1400 metredir. Bu toprakların ürün getirebilir arazisi 156.013 %38.3 mera arazisi 140000 %34.2 ormanlık arazisi, 22.225 hektar %19.8 dekar, taban arazi 9.340 dekar %2.3'üdür. İlçede kara iklim hüküm sürmektedir. Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlıdır. Yeryüzü şekilleri Çal Dağı, Çamlıbel Dağları, Yıldız Dağı, Tura ve Gürcü Dağları bulunmaktadır. Önemli akarsuları Han deresi, Kümbet Suyu, Yıldız Irmağı ve Kızılırmak bulunmaktadır. Ayrıca onbir adet sulama göledi vardır. Bunların sıralanması şöyledir : Sarıçal, Altınoluk, Kerimumum, Çağlar, Aşağı Çakınak, Ilıca, Avcıpınarı, Kaman Etyemez, Demirözü, Yusufoğlan göletleridir.



İlçenin Tarihçesi :

Yıldızeli ilçesi Osmanlı padişahlarından IV. Murat'ın Bağdat Seferi sırasında 1639 yılında Sadrazamlarından Kemenkeş Kara Mustafa Paşa tarafından askerlerin konaklama merkezi olarak kurulmuştur. Halen günümüze kadar camii ve hamam tarihi eser olarak korunmaktadır. İlçenin ilk ismi "Yenihan" olarak verildi ise de daha sonra Yıldız Dağından esinlenerek "Yıldızeli" olarak değiştirilmiştir. Yahu, Çırçır ve Direkli isminde üç nahiyesi ve 128 köyü bulunmaktadır.



Tarihi Değerleri :


Kemankeş Kara Mustafa Paşa Camii : Kemankeş Kara Mustafa Paşa 1640'ta camii,iki han ve bir de hamamdan oluşan bir külliye yaptırmıştır.

Camii, kuzey-güney doğrultuda dikdörtgen planlıdır. Tavanı yuvarlak ahşapların yanyana getirilmesiyle yapılmıştır. Tavanı beden duvarları ve iki büyük ahşap sütun taşımaktadır. Kuzeyde son cemaat yeri ile asıl ibadet alanı arasında kesme taş örgülü tek şerefeli minaresi yer almaktadır. Sarı kesme taştan inşa edilen camii büyük çapta onarım görmüştür.


Hamam : Camiinin güney batısında hükümet konağının arka kısmındadır. Kuzey güney doğrultuda camii ye paralel olup dikdörtgen planlıdır. Güney köşeleri kesme taş diğer cepheleri moloz taş örgülüdür. Soğukluk ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden oluşmaktadır.


Han : bugünkü hükümet konağının yerinde olan han yıkılmış sadece güneyde bazı duvar izleri vardır.


Şeyh Halil Türbesi : Aynı adla anılan köydedir. Dıştan kare planlı üzeri kubbe ile örtülü olup kubbeye geçişler tromplarla sağlanmıştır. Türbe iç duvarlarından ve kubbe eteğinde kalem işi süslemeler yer alır. Mihrap nişinin batısında köşk resmi ile üzerinde 1858 tarihi yazılıdır.


Akçakoca Köyü Türbesi : Türbe tamamen yenilenmiştir. Çevresinde devşirme antik parçalara rastlanmaktadır.


Banaz Köyü türbesi : 6*6 metre ebadında kare planlı dıştan sekizgen kasnaklı içten köşe üçgenleri yardımıyla kubbeye geçilmektedir.0.80m kalınlığındaki beden duvarları kesme taş kasnak ve kubbe moloz taş örgülüdür. İçten sıvalı olup mihrap nişi sadedir. Plan tertibi malzeme ve mimari açıdan 15. yüzyıl yapısı olduğu inbahı vermektedir.


Kümbet Köyü Kalesi : Kümbet köyünün güney-batı yönünde kayalık üzerindedir. Kaleye ait duvar ve temel kalmamıştır. Yüzey buluntularına göre Roma döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Kayaların oyulması ile merdivenli su yolu yapılmıştır. Yarıya kadar toprak ve taş doldurulmuştur. Bunlardan başka ilçe ve çevresinde höyük ve mağaralar bulunmaktadır.




Zara İlçesi'nden Bir Görünüm...

Coğrafi Konumu :

İlçenin yüzölçümü 2456 km karedir. Zara’nın kuzey bölümü Kara Bölgesine girmekle beraber genellikle toprakları Kızılırmak havzasındadır . Kızılırmak'ın geçtiği ve aynı yönde uzanmış geniş ve ovamsı bir vadi; Kızılırmak vadisi içerisinde kalan ilçe merkezinde yükseklik 1350 m. olduğu halde bu havza dışında ortalama yükseklikler 2000-2500 m. civarındadır. Karadeniz bölgesinin ikinci sıradağları Zara sınırları içerisine girerler. Kuzey yönünde Karaçam, Tekeli (2621 m.) Beydağı (2792 m.), Gürlevik Dağı (2676m.) Yılanlı (2200 m.) ve Karababa Dağlarıyla çevrilidir.



İlçenin Tarihçesi :

Yapılan son araştırmalara göre ilçe ve çevresinde ilk olarak neolitik dönemde yerleşildiği sanılmaktadır. Zara- Hafik arasında höyük de yapılan kazıda neolitik dönem özellikleri gösteren çakmak taşından minik uçlar, el değirmeni taşları ve hayvan kemikleri gibi buluntular çıkmıştır.


Zara 1888 Devlet salnamesine göre Kanuni Sultan Süleyman’ın 1539 yılında bir fermanla Koçgiri Aşiretinin yerleştirildiği 1836 yılında Koçgiri adıyla nahiye , 1886 yılında kaza olmuştur. O yıllarda Zara'da biri orta öğretim okulu almak üzere 40 öğrencili Rüştiye ile toplam 16 okul bulunmaktaydı.

Erzurum Kongresine Zara Recep Efendiyi temsilci olarak göndermiş; Atatürk 2 Eylül 1919'da Erzurum'dan Sivas'a geçerken Zara'ya uğramıştır.


Milli Mücadele esnasındaki önemli olaylardan birisi de Koçgiri ayaklanması idi. O zamanlara Zara'ya bağlı İmranlı'da nahiye müdürü Haydar Beyin Kuruçay Kazası kaymakamlığına ilişkin talebinin reddedilmesi üzerine başlayan ayaklanma 6 Mart-17 Haziran 1921 tarihleri arasında meydana gelmiş olup olay büyümeden sona ermiş, bölgede Nurattin Paşa komutasında sıkı yönetim ilan edilmiş, TBMM'nin kendi içinden seçtiği bir kurul yerinde incelemeler yapmak üzere Kasım 1921'de Zara'ya gönderilmiştir.

Atatürk, eşi Latife Hanım ve beraberinde bir heyetle birlikte Sivas'tan Erzincan'a giderken 28 Eylül 1924'te Zara'ya uğramıştır. Buradaki istirahatleri esnasında Latife Hanım yörede çocuk doğum ve bakım adetleriyle ilgili olarak çevresindekilere sorular sormuş bunun üzerine getirilen mahalli ebelerden birisi konu hakkında bilgi vermiştir. Bu seyahatin dönüşünde Atatürk ve beraberindekiler Şebinkarahisar'dan Sivas'a giderken 12 Ekim 1924 günü tekrar Zara'ya uğramıştır.


Tarihi Değerleri :


Şehitlik : 39. piyade alayı, talimgah birliği askerlerinden 1915 yılında başlayan salgın hastalığın önü alınamamış ve çok sayıda asker cephede bu nedenle ölmüştür. Bu nedenle aynı yılda herbiri 50-60 cenaze alan büyük toplu mezarlar yapılarak Zara Şehitliği kurulmuştur. Aynı yıl bir anıt yapımına başlanmış, büyük sanat değerine sahip bu anıt 1917 yılında tamamen bitirilmiştir.1939 depreminde hasar gören ve 1974 yılında tamamen yıktırılan bu anıtın yerine sembol olarak dikdörtgen şeklinde bir anıt yapılmıştır.1987 yılında ise aslına benzer bir anıt yapılmaktadır.


Çarşı Camii : Kuzey-güney doğrultuda, dikdörtgen planlıdır. Asıl ibadet alanı içerisinde dört sütun üzerine kubbe ile dikey eksenlerinde uzun kubbe ve çapraz eksenlerinde oval kubbeyle örtülü Sahınlar yer almaktadır. Kuzeybatı köşesinde çift şerefeli, kesme taş örgülü minare yer alır. Minare kaidesinde minareyi Zaralı Zade Lütfullah'ın 1809 yılında yaptırdığı yazılıdır.


Şeyh Merzuban türbesi : Zara'nın güneyinde Tekke köyü girişindedir. Kapı üzerindeki kitabeye göre 1528 yılında Şeyh Merzuban adına yaptırılmıştır. Sekizgen gövdeli üzeri kubbeyle örtülüdür. Kuzeydoğuya sonradan bir eyvan ilave edilmiştir. Kubbe üzeri pramidal sivri külaha ve çinko malzeme ile kaplanmıştır. Türbe içerisinde bir sanduka ve güneyde mihrap nişi yer alır. Alçı malzeme ile yapılmış yaldız boyalı ay yıldız ve kıvrım motifleri sonradan yapılmıştır. Türbe içinde iki kitabe vardır. Birinci kitabe 1792 tarihli olup, Şeyh İbrahim ve Şeyh Mehmet efendiler tarafından,1889 tarihli ikinci kitabede ise Şeyh Osman, Şeyh Mehmet, Şeyh İbrahim ve Şeyh Mahmut Efendiler tarafından tekrar tamir edildiği yazılıdır.


Şeyh İbrahim El Aziz Camii : Büyük bir ihtimalle türbe içerisinde tamir kitabesinde ismi geçen Şeyh İbrahim tarafından 18. yüzyıl sonlarında yaptırılmış olmalıdır. Kuzey-güney doğrultuda, dikdörtgen planlı ve kırma çatılıdır.


Demiryurt Köyü Camii : Ası1 ibadet alanındaki ahşap direklerden birinin üzerinde "Said Ağa 1332 (1914) diğerinde ise 1916 tarihi yazılmıştır. Kuzey-güney doğrultuda dikdörtgen planlı ve üç sahanlıdır. Tavan ve kadınlar mahfili'de ahşap üzeri ajur tekniği ile yapılmış süslemeler vardır.


Acısu Köprüsü : Zara-Tekke köyüne girerken Acısu çayı üzerinde iki gözlü ve yuvarlak kemerlidir. Genç Osmanlılar dönemine ait olduğu sanılmaktadır.


Demiryurt Mağaraları : Sivas-Erzurum karayolunun 55. km.'sinde E-23 uluslararası karayoluna 1 km. kadar yakınında bulunmaktadır. Kızılırmak'ın her iki tarafına bakıldığında sayılan kırk-elliyi bulan kaya Mağaraları dikkati çekmektedir.



Sivas İli'nin K ü l t ü r e l    Y a p ısı



Sivas , yazısız ve yazılı tarih dönemlerinin çeşitli uygarlık izlerini ve eserlerini taşımaktadır.

Özellikle Anadolu topraklarının, Selçuklu Türklerinin egemenliğine girmesinden sonra Sivas, Selçuklu Devleti’nin bir ilim ve kültür merkezi olmuştur. Osmanlılar yönetiminde eyalet merkezi olan Sivas; aynı zamanda bölgenin büyük bir kültür merkezi durumuna gelmiştir. Türk Milletinin İstiklâl Mücadelesinde 4 Eylül Kongresi’ni yaparak Atatürk’ü bağrına basmış, Anadolu’nun kurtuluş meşalesini tutuşturmuştur.

Sivas halkı, çeşitli kültür ve medeniyetler içinde; yapıcı, yaratıcı bir kişiliğe erişmiş ve bu özelliklerini yüz yıllardan beri kişisel ve toplumsal tutum ve davranışları ile ortaya koymuştur. Sivas’lı daima iyinin, güzelin doğrunun yanında olmuş sanata ve sanatkara, güzelliğe ilme ve alime saygı göstermiştir.

Sivas her alanda yetiştirdiği insanlar ile Türk Kültürü’ne büyük hizmetlerde bulunmuştur.  

Cumhuriyet döneminde kurulan üniversite, Atatürk Kültür Merkezi, radyo ve televizyonlar sayesinde halk kültürünün gelişmesini sağlamıştır.

İ l d e k i   K ü l t ü r e l    K u r u l u ş l a r  

Atatürk Kültür Merkezi

Sivas Kültür merkezi 6500 m2. kapalı alan üzerinde kurulmuş olarak 1987 yılında hizmete açılmıştır. Değişik amaçlı kullanım alanları bulunmaktadır. Bina içerisinde bale salonu, resim ve fotoğraf atölyesi, ses kayıt odaları , yemekhane ve misafirhane, bodrum katta ileriye dönük olarak çok amaçlı atölye olarak hazırlanmış mekanlar vardır.

Çok amaçlı salonu 620 kişilik olup, halen Türkiye’nin en akustik ve kullanışlı salonlarından birisi olarak gösterilmektedir. Sahne genişliği her türlü tiyatro, opera, bale gösterilerinin yapılabileceği mekan ve teknik donanıma sahiptir.

1992 yılında salona sinema perdesi ve film makinesi konularak periyodik sinema günleri başlatılmıştır.

Atatürk Kültür Merkezi Müdürlüğü’nce, her yıl değişik sanat dallarında halka açık ücretsiz kurslar düzenlenmektedir. Bunlar Türk Sanat Müziği, Halk Oyunları, Türk Halk Müziği, Tiyatro, Sivas El Sanatları, Kanun ve Ud Yapımı, İngilizce Dil Kursu gibi örneklerdir.

Kurslarımızda amaç gençlerin çeşitli sanat dallarında gelişimini sağlamak, sevdirmek, konservatuar çalışmaları için hazırlamak ve mümkün olabildiğince gençlerimizi kahve alışkanlığı gibi zarar verici alışkanlıklardan uzak tutabilmektir.

Faaliyete başladığından itibaren Sivas kültürüne önemli katkılarda bulunan Atatürk Kültür Merkezi, seyirci potansiyeli ve amatör çalışmalarıyla, Kültür Bakanlığı Kültür Merkezleri içerisinde önemli bir yere sahip bulunmaktadır. Sivas’ta yapılan kültürel faaliyetlerinde ana kaynağını oluşturmaktadır.  

Kültür Merkezinin ismi 1993 yılında Atatürk Kültür merkezi Müdürlüğü olarak belirlenmiştir. Atatürk Kültür Merkezinde halen Kültür Merkezi Müdürlüğü, Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Müdürlüğü, Devlet Türk Halk Müziği Korosu Müdürlüğü ve Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü birlikte hizmet vermektedir.

Atatürk Kültür Merkezi Müdürlüğü’nde her yıl halka açık amatör kurslar düzenlemektedir. Bunlar Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği, Halk Oyunları, Tiyatro, Sivas El Sanatları, Kanun ve Ud Yapımı, Çiçek Tanzim ve Deri İşlemeciliği gibi çeşitli dalları kapsamaktadır.

Devlet Güzel Sanatlar Galerisi

1980 yılında kurulmuştur. 1988 yılına kadar Ziyabey Kütüphanesinin ilk katında etkinliklerini sürdürdü. Bu tarihten itibaren de Atatürk Kültür Merkezi’ne taşındı.

Plastik sanatlar alanında öncelikle sergi, yan faaliyet alanı olarak konferans, açık oturum, film, dia gösterisi, atölye, kurs çalışmaları düzenleme yolu ile yaygın bir eğitim hizmeti vermek; halkın sanat, zevk ve kültürünü geliştirmek, bu alanda çalışanlarla amatör sanatçıları teşvik etmek ve desteklemek amaçlanmıştır.

Ayrıca bünyesinde mevcut sanat kütüphanesi, güzel sanatlarla ilgili geniş bilgiler içeren kitaplarla, ünlü sanatçıların tanıtıldığı sergi katalogları, dergiler, fotoğrafçılık, vitray, seramik, serigrafi, resim sanatı ve ansiklopediklerle mesai saatleri içerisinde halka hizmet vermektedir.

Kütüphaneler

Cumhuriyet döneminde açılan ilk kütüphane Divriği’de 1926 tarihinde Halkevi Kitaplığı olarak kurulmuştur. Daha sonra 1927’de kişisel gayretlerle Zara ve Gürün’de kitaplıklar açılmıştır.

1929 yılında Kongre Lisesi’nde kurulan kitaplık 1967’de Atatürk Kitaplığı adını almıştır. 1934’de İlköğretmen Okulu Kitaplığı, 1938’de Kız Sanat Enstitüsü Kitaplığı, 1939’da Erkek Sanat Enstitüsü Kitaplığı gibi okul kitaplıklarının açıldığı görülmektedir. 1948’de Hafik, 1949’da Kangal Kütüphaneleri açılmış diğer ilçe kütüphanelerinin çoğu ise il ve ilçe çocuk kütüphaneleri olarak kurulmuştur.

1967 yılında ilimizde İl Halk Kütüphanesi hizmet vermeye başlamış, 1969  yılında bünyesinde çocuk bölümü oluşturulmuştur.

           >> İlimizdeki Kütüphaneler

Sivas merkezde 3’ü çocuk kütüphanesi olmak üzere 6 adet kütüphane mevcuttur. Bu kütüphaneler;

         1. Numan Efendi Kütüphanesi : Sarı Hatipzadelerden (Sarısözen) Sivas Müftüsü Numan Efendi yaptırmıştır.

           2. İl Halk Kütüphanesi : 1967 yılında 3 katlı olarak yapılmış olup, 1999 yılı sonu itibariyle 26.364 adet adet kitapla, 201.673 yetişkin, 25.089 çocuk olmak üzere toplam 226.762 okuyucu yararlanmıştır.

          3. Ziyabey Kütüphanesi : Sivas eşrafından ve 1.Dönem milletvekili Mütevellioğlu Yusuf Ziya Bey (Başara) tarafından 38 yaşındayken 1908 yılında kendi şahsi gayretleriyle özel kütüphane olarak kurulmuştur. 13.3.1978 tarihinde Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nca eski eser olarak tescil edilen kütüphane binası küçük bir meblağ karşılığında Yusuf ziya Başara’nın varisleri tarafından 7.4.1980 tarihinde Kültür Bakanlığı’na devridilmiştir. 1981-1984 yılları arasında kütüphane binası yeniden restore edilerek 16.4.1985 tarihinde hizmete açılmıştır. 704 adet değerli el yazması kitabın da yer aldığı kütüphanede toplam 17.205 adet kitap mevcuttur. 

           4. Fevzipaşa Çocuk Kütüphanesi : 23.6.1957 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak 1.Çocuk Kütüphanesi adı altında Fevzipaşa İlkokulu’nun zemin katında hizmete açılmıştır. Halen Alibaba-Gökçebostan şube Kütüphanesi ile aynı binada hizmete devam etmektedir. 1999 yılı sonu itibariye 4.883 adet kitap bulunmaktadır. 

          5. Atatürk Çocuk Kütüphanesi : 1962 Yılında Bakanlığı’na bağlı olarak 2. Çocuk Kütüphanesi adı altında hizmete açılmış, 1973 yılında adı Atatürk Çocuk Kütüphanesi olarak değiştirilmiştir. Halen İl Halk Kütüphanesinin 1. katında hizmet vermektedir.  

          6. Dumlupınar Çocuk Kütüphanesi : 1966 yılında Kızılırmak İlkokulu’nda hizmete açılmış, 1971 yılında Dumlupınar İlkokulu’na taşınmıştır. Halen Ziyabey Kütüphanesi’nin 1. katında hizmetine devam etmektedir. Kütüphanede 6.056 adet kitap bulunmaktadır. 

 Ayrıca; Sivas’ın 16 ilçesinin tamamında ve 7 beldesinde halk kütüphanesi mevcuttur.

Sivas Devlet Türk Halk Müziği Korosu

Sivas Türk Halk Müziği Korosu 15.11.1990 tarihinde faaliyete geçmiştir. Atatürk Kültür Merkezinde çalışmalarını yürüten koroda 1 müdür, 2 Aşık, 28 ses sanatçısı, 12 saz sanatçısı, 1 idari şef ve 1 bekçi görev yapmaktadır.

Sivas Devlet Tiyatrosu

Sivas Devlet Tiyatrosu, 26 Kasım 1997 tarihinde Kültür Bakanı İstemihan TALAY, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Prof.M.Bozkurt KURUÇ ve davetlilerin katılımı ile Ferdi MERTER’in yazıp yönettiği “Seviyorlardı Yaşamı” adlı oyunla Sivaslı seyircilere perdelerini açmıştır.

Sivas Devlet Tiyatrosu tiyatro çalışmalarını, kentin de dışına taşıyarak Kırşehir, Tokat, Erzincan, Aksaray’daki kültür şenliklerine katılmış, Cumhuriyet Üniversitesi Oda Tiyatrosunu kurarak üniversiteli gençleri tiyatro uğraşısı ve tiyatro sevgisi ile kaynaştırmıştır. Tokat ve Erzincan’da Sivas Devlet Tiyatrosu’na bağlı üçüncü ve dördüncü sahneleri açma çalışmaları devam etmektedir. 

Sivas Müzeleri

Sivas’ta ilk müze 1923 yılında Mülki İdadi’de (Kongre Binası) açılmıştır. Kongre binasında Müze’nin gelişmesine imkan olmadığı anlaşılınca ildeki tarihi eserlerin değerlendirilmesi amacıyla müze 1927 yılında Gökmedrese’ye nakledilmiştir. Bu tarihten sonra müze sistemli bir şekilde ele alınmış ve eserlerden bir kısmı Ankara’ya nakledilmiş, bir kısmı da İnönü Müzesi’ne devredilmiştir. 1968 yılına kadar Gökmedrese’de görevini yürüten müze aynı yıl Buruciye Medresesi’ne taşınmıştır.

7. Cumhurbaşkanımız Kenan EVREN’in talimatlarıyla Kültür Bakanlığı’na tahsis edilen ve “Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi” olarak müzeye dönüştürülen Kongre Binası, 1984 yılında onarıma alınmış, teşhir ve tanzimi yapılarak 19 Aralık 1990 tarihinde ziyarete açılmıştır.  

1.      Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi   :

Sivas Kongresi’nin toplandığı bina, Sivas Valisi Memduh Paşa tarafından 1892 yılında o zamanki adıyla “Mülki İdadi” daha sonra “Sultani” olarak hizmete açılmıştır. Binanın cephesi önceden Orduevi istikametinde iken 1930 yılında yapılan büyük onarımla yeni açılan İstasyon Caddesi istikametine çevrilmiş, bir de giriş kapısı yapılmıştır. 4 Eylül 1919’da Sivas Kongresi’nin toplandığı sırada “Sultani” olan mektep binası 1924 yılında “Sivas Lisesi” adını almıştır. 1981 yılına kadar okul olarak kullanılmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliye’nin üç buçuk ay süre ile karargah olarak kullandıkları ve o tarihlerde Sultani olan binanın müsamere salonunda 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında Sivas Kongresi’nin oturumları yapılmıştır.

Tarihi Kongre Salonu ve Atatürk’e ait çalışma ve yatak odası, Kongre’nin yapıldığı günlerdeki hali ile muhafaza edilmektedir. Üst katta Sivas Kongresi öncesindeki olayların, Mustafa Kemal Atatürk’ün kongre hazırlığı ile ilgili tamimlerinin ve bildirilerinin sergilendiği salon, o zamanki muhaberenin temelini oluşturan telgraf odası, Sivas Kongresi ile ilgili oluşturan telgraf odası, Sivas Kongresi ile ilgili tutanakların yer aldığı salon, merkezi Sivas’ta kurulmuş olan Anadolu Kadınları Müdafa-i Vatan Cemiyeti’ne ait bildirileri ve haberleri içeren belgeler ile İrade-i Milliye Gazetesi’nin basıldığı matbaa ve gazeteye ait nüshaların sergilendiği salonlar mevcuttur.         

Sivas Kongresi sırasında ve sonrasında Sivas’ta alınan tüm kararlara ait belgelerin; Cumhurbaşkanlığı Köşkü-Atatürk Özel Arşivi, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih Komisyonu ve Ateşe Özel Arşivi, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı arşivlerindeki asıllarından alınan örnekleri müzede sergilenmektedir.

        Etnografya Bölümü

        Binanın zemin katının tamamı Etnografya Bölümü olarak düzenlenmiştir.

        Silahlar Seksiyonu

        Osmanlı Dönemine ait barutlu tüfek, tabanca, kılıç, kama, zırh, miğfer, kalkan, ok, yay ve savaş aletlerinin diğer çeşitleri sergilenmektedir.

        A.Turan Türkmenoğlu Odası (H.Beslen)

        Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıklarına ait ruhsatlı koleksiyonunu müzemize bağışlayan Hacı Beslen Odası’nda; etnografik, sikke, hat sanatı levha ve yağlı boya eserler sergilenmektedir.

        Kilim Koleksiyonu

         Sivas ili sınırları içerisindeki camilerden toplanan kilim, seccade, zili örneklerinin yanı sıra 1180 tarihli Divriği Kale Camii’ye ait ahşap minber sergilenmektedir.

         Sivas Baş Odası

        Osmanlı dönemi Sivas Konaklarının Baş Odası, o günlerdeki sedir, sofra, tavan, şerbetlik, pencere örtüleri, minder, kırlent, ocak, duvar saati, ayna gibi eşyalar, mankenlerle desteklenerek canlı ve açık teşhir edilmekte diğer bir bölümde ise Divriği Ulu Cami ahşap eserleri sergilenmektedir.

         Bakır Eserler

        Osmanlı Dönemine ait sini, ibrik, kazan, matara, lenger, sahan, kevgir gibi bakır eşyaların yanında çeşme lüleleri, kantar, ağırlık ölçüleri, kapı tokmakları, şamdan, kilit gibi madeni eserler teşhir edilmektedir.

        Tekke Eşyaları

        Sivas’ta kapatılan tekkelerden toplanan sancak, şiş, teper, tespih, muin, zikir tespihleri, tef, zil gibi eserler sergilenmektedir.

        Giysi – El İşlemeleri

        Sivas ve yöresinin elbise, yağlık, cepken, seccade, havlu, bohçalar sergilenmektedir. Büyük salonda elbiselerin teşhiri, mankenlerin yardımı ile daha canlı hale getirilmiştir.

        Gömme Vitrinler

        Orta avluya açılan ve koridorda yer alan toplam on iki pencere vitrin hale getirilmiş olup, kahve takımları, gümüş takılar, yazma ve hat sanatı eserleri, gümüş eserler, cam ve porselenler, gaz lambaları sergilenmektedir.

         Halı Seksiyonu

        Binanın orta avlusu halı seksiyonu haline getirilmiştir. Sivas ili sınırları içerisindeki camilerden toplanan halılar ile resmi kurum ve kuruluşlardan toplanan Sivas Halıları tarihi kronoloji içerisinde sergilenmektedir.

        Diğer Vitrin ve Eserler

        Kongre binasını yaptıran Memduh Paşa’nın 1322 H. (1904) tarihinde Sivas’ta dokunan portre halısı ve binanın kitabesi koridorda sergilenmekte diğer vitrinlerde  ise Gürün şalları ve madeni eserler bulunmaktadır.

2. Aşık Veysel Müzesi

Büyük Ozanımız Aşık Veysel’in evi 1979 yılında kamulaştırılmıştır. Onarımı yapılarak 1982 yılında müze olarak hizmete sunulmuştur. Müzede Aşık Veysel’in kişisel eşyaları, fotoğrafları ve şiirleri sergilenmektedir.

Akayların Konağı (Müze Ev)

Gökmedrese’nin  güneydoğu yönünde yer alan Konak kamulaştırılmıştır ve 1992 yılında onarıma alınarak “Müze Ev”  “Yaşayan Sivas Konağı” biçiminde teşhir ve tanzimi yapılacaktır.

4. İnönü Müzesi

Şehir merkezinde İnönü Mahallesindedir. Türkiye’nin 2.Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ’nün 1891-1897 yılları arasında orta öğrenimini Sivas’ta yaptığı sıralarda oturmuş olduğu tipik bir Sivas evidir. İki katlı ahşap yapının bir de bodrumu bulunmaktadır. Yapı kırma çatılı, oluklu, kiremit kaplıdır.

1945 yılında Sivas Belediyesi’nce satın alınarak İnönü Müzesi adı altında ziyarete açılan müzenin çocuk bahçesi olarak kullanılan büyük bir bahçesi vardır. Müzede; bölgenin tarihi değer taşıyan silah, bakır, küçük el sanatları, sikkeler ve İnönü’nün fotoğrafları ile evde kaldığı zaman kullandığı eşyalar, ayrıca Gürün şalları, üç etek elbiseler ve el işlemeli etnografik eserler sergilenmektedir. 

4. İnönü Konağı (Müze)

Şehir merkezinde İnönü Mahallesindedir. Türkiye’nin 2.Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ’nün 1891-1897 yılları arasında orta öğrenimini Sivas’ta yaptığı sıralarda oturmuş olduğu tipik bir Sivas evidir. İki katlı ahşap yapının bir de bodrumu bulunmaktadır. Yapı kırma çatılı, oluklu, kiremit kaplıdır.

1945 yılında Sivas Belediyesi’nce satın alınarak İnönü Müzesi adı altında ziyarete açılan müzenin çocuk bahçesi olarak kullanılan büyük bir bahçesi vardır. Müzede; bölgenin tarihi değer taşıyan silah, bakır, küçük el sanatları, sikkeler ve İnönü’nün fotoğrafları ile evde kaldığı zaman kullandığı eşyalar, ayrıca Gürün şalları, üç etek elbiseler ve el işlemeli etnografik eserler sergilenmektedir. Konak (Müze) Sivas Valiliği, İl Özel İdaresince Sivas Belediyesi’nden 2000 yılı içerisinde satın ve devir alınarak restorasyonu tamamlanmıştır.

S i v a s ' t a    M u s i k i   

Haritaya şöyle bir bakıldığında Sivas, her ne kadar İç Anadolu Bölgesinde yer alıyor ise de; musiki anlamında Sivas’ın bulunduğu konum bu coğrafi sınırların ötesine geçmektedir. Türkülerin ve folklor değerlerinin bir musiki haritası çizilse, il sınırlarının aradan kalktığı, bunun yerine değişik folklorik sınırların geldiği görülür.

Şarkışla ilçesinin geleneksel müziği, genelde Kayseri, Kırşehir, Yozgat tavrı ile bir yakınlaşma içerisindedir. Şarkışla’lı Ali İzzet ÖZKAN’ın söylemiş olduğu ezgiler zaman zaman Kırşehir’li Muharrem ERTAŞ’ın ya da Kayseri’li Ahmet Gazi AYHAN’ın söylemiş olduğu türküleri çağrıştırmaktadır. Dahası, Afyon Emirdağı türküleri ile Şarkışla türküleri arasında dikkat çekici benzerlikler vardır. Emirdağ yöresine ait “Al Fadimem” türküsü “Uğrünü Uğrünü Gelir Dereden”, veya “Hacel Obasını Engin mi Sandın?” türküleri arasındaki benzerlikler şaşırtıcıdır.

Şarkışla yöresi çok farklı bir tarzı olan ve ünü yurt dışına taşmış bulunan Aşık Veysel Şatıroğlu’nu da halk edebiyatımıza kazandırmıştır. Aşık Veysel, gerek söz gerekse musiki alanında eşsiz örnekler sergileyen 20.YY. Aşık Edebiyatımızın mümtaz simalarından birisidir. Aşık Veysel kendine has çalıp söyleme tekniği ile bağlamadaki Veysel Düzeni denilen akort sistemine de damgasını vurmuştur.

Aşık Veysel’in söylediği türküler deyiş-semah türünden olup bugün bile dilden düşmeyen birer klasik eser haline gelmiştir.

Yıldızeli’nin Banaz Köyü’nden olan Pir Sultan Abdal’ın söylemiş olduğu deyişler günümüze kadar gelmiş, bazı sözleri de daha sonraları başka aşıklar tarafından değişik dizi ve makamlarla söylenerek anonimleşmiştir.

Kangal’lı Aşık Ruhsati’nin sözleri de diğer aşıklar tarafından değişik makamlarla okunarak Halk Müziği repertuarına girmiştir.

Divriği kendine has folklorik yapısıyla, Kangal, Erzincan ve Malatya folkloruna benzer özellikler gösterir. Özellikle Çamşıhı uzun havalarıyla Malatya Arguvan uzun hava türleri arasında çok büyük benzerlikler vardır.

Zaralı Halil SÖYLER Zara’nın adını tüm Anadolu’ya tanıtmış önemli bir sanatçıdır. Zara her ne kadar kangal ve Divriği folkloruna yakın örnekler çıkarsa da Halil Söyler, farklı musiki anlayışıyla karşımıza çıkar. Halil Söyler, müziklerini ince saz dediğimiz enstrümanlarla dile getirmiş, oldukça popüler olmuştur. Okuduğu türküler, o dönemin belli isimleri Diyarbakır’lı Celal Güzelses, Malatya’lı Fahri Kayahan ve Urfa’lı Hacı Baki Yurtsever’in okumuş oldukları türkülerle aynı tarzda olmuş, aralarında büyük etkileşim doğmuştur. Celal Güzelses “Ayağında Kundura” isimli türküyü okurken, Zara’lı Halil aynı ezgilerle “Ağalın Altı Kengel” isimli türküyü okumuştur.

Ayrıca Zara’nın bu musiki yapısı Elazığ musikisi yapısıyla da benzer özellikler gösterir.

Suşehri ve Koyulhisar civarı folkloru, Tokat, Ordu ve Giresun folkloru ile daha çok uyum içindedir.

Sivas, bugünkü tespitlere göre 250 kadar aşığa sahiptir. Bunların bir çoğu saz çalmasını bilmez ancak, söz söyleme ve mana açısından Aşık Sefil Selimi, Aşık İsmeti, Aşık Kul Gazi gibi aşıklarda bu geleneği devam ettiren önemli isimlerdendir.

Aşıklık geleneğinin yaşatılmasına katkı sağlamak amacıyla Sivas Belediyesi’nce 4 yıldan beri düzenlenen Aşıklar Şöleni ilin musiki hayatına renk katmaktadır.

Sivas, bugün gerek TRT korolarının gerekse Kültür Bakanlığı korolarının kurulmasında çok büyük bir rolü olan Muzaffer SARISÖZEN’i bağrından çıkarmıştır. 1899–1963 yılları arasında yaşamış olan büyük folklor adamı Sivas’ta Sarıhatipzadeler ya da Saçlılar lakabıyla bilinen aile efradındandır. Sarısözen, Sivas’ta bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra İstanbul konservatuarında müzik hayatına atılmıştır. 1926’lı yıllarda Eski Belediye Konservatuarının (Sivas Darül-Elhan) düzenlemiş olduğu folklor derleme çalışmalarına katılmış, bu derleme ve araştırma çalışmaları son günlerine kadar devam etmiştir. 1940’lı yıllarda Ankara Radyo Evi’nde “Yurttan Sesler” Korosunu kurarak bugünkü geleneksel müziğimizin radyo yayınları sayesinde günümüze ulaşmasına vesile olmuştur. Daha sonraları ise İstanbul, İzmir ve Erzurum Radyosu Türk Halk Müziği toplulukları kurulmuştur. Yakın zamanda ise Kültür bakanlığı Ankara, Sivas ve Şanlıurfa Türk Halk Müziği Koroları kurulmuştur. (Bütün bu toplulukların kurulmasında büyük emeği olan Muzaffer Sarısözen’le  topluluklarda görev yapan saz ve ses sanatçılarının çok şey borçlu olduklarının bilinmesi gerekmektedir. )

Cümbüşçü Nadir, Kurbani ve Rahmi, Defçi Kör Erdal, Darbukacı Kör Ekrem, Kemancı Muhlis, Klarnetçi Zomzom, Faytoncu Şükrü o zamanın perde arkasında kalan düğünleri neşelendiren emektar Sivas müzisyenlerinden sadece birkaç tanesidir.

Ankara ve İstanbul Radyosu’nda uzun yıllar görev yapmış, yakın zamanda aramızdan ayrılan Selahattin Erorhan, İstanbul Radyosu’nda görev yapan Ömer Şan ve Ahmet Turan Şan, Ankara radyo Evi’nde halen görevini sürdüren Kubilay Dökmetaş, Kültür Bakanlığı Sivas Türk Halk Müziği Korosunda görev yapan sanatçılar, Rahmi İbicek, Uğur Kaya, Enver Merallı, Cafer Üvenç, Sait Döşkaya, Sinan Ünalmışer, Ömer Korçum, Asım Temiz, Serhan (Çekem) Altıntaş, Yüksel Yaşar, Özlem Kızıltaş ve Hülya Akdağ Sivas’ın yetiştirdiği diğer sanatçılardır.

Yine derlemeci olarak İhsan Öztürk, Mehmet Erdoğmuş, Medine Köseoğlu’da TRT repertuarına sayısız türkü kazandırmışlardır.

Sivas’lı önemli müzik adamı olan Ömer Dilek Talu’da özellikle Türk Sanat müziği dalında yapmış olduğu hizmetlerle dikkat çekmiştir.

Sivas Atatürk Kültür merkezi Müdürlüğü Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği alanında amatörce çalışmalar yürütmektedir. Kültür Bakanlığı Türk Halk Müziği Korosu, Sivas’ın ilk profesyonel korosudur.

S i v a s    H a l ı    v e     K i l i m c i l i ğ i

a. Tarihsel Gelişimi

Sivas halıcılığı hakkında yazılı kaynaklara, halı ve kilim örneklerine sahip bulunulmaktadır. Bu kaynaklardan ilki pretaxtab-lacomte tarafından yazılan “Türkiye’de Sanatlar ve Zanaatlar 19.YY. Sonu” adlı eserdir. Eser, Mayıs 1901 tarihini taşımaktadır.

Sanatlar Evi

Vilayetin sanat sahasındaki gelişmesini temin etmek ve memlekete sanatkar yetiştirmek maksadıyla ilk defa Vali Hacı Hasan tarafından düşünülüp, Sanatlar Mektebi olarak kurulmak istenen bu ev, uzun müddet geçirdiği değişikliklerden sonra Vali Reşit Akif tarafından 1318 (1902) yılında tamamlanarak Sanayi Mektebi halinde kurulmuş ve 1925 yılında okula bir de halı atölyesi eklenmiştir. Bundan sonra okulun ismi Sanatlar Evi olarak değiştirildi. Halıcılığın gelişmesinde Şarkışla’lı Öğretmen Rasim Çeliker’in (Kara Rasim) büyük hizmetleri dokunmuştur. 1946 yılına kadar faaliyetlerini sürdüren Sanatlar Evi Atölyesinde dokunan halılara ait elimizde birçok örnek vardır.

Sivas Yarıaçık Cezaevi Halı Atölyesi

İlk defa 1950 yılında Kapalı Cezaevinde 8 tezgah ve 35.000 TL. sermaye ile kurulan bu müessese zamanla büyümüş, yeni modeller ve tezgahlar alarak tezgah sayısını otuzbeşe çıkarmıştır. Kadın mahkumların da çalışabileceği bir yer daha kiralanarak imalata hız verilmiştir. 1962 yılında zamanın Valisi Mehmet Varinli tarafından Sümer-bank’tan Özel İdare adına satın alınarak 1963 tarihinde hizmete geçiril-miştir. Bugün bu okul Sivas halısı dokuyan önemli bir kuruluştur. 10 tezgahta 60 öğrenci, 2 öğretmenle halıcılık eğitimi almaktadır. Okulda, taban halısı, kelle ve seccade olmak üzere 3 çeşit halı dokunmaktadır.

Ayrıca Halk Eğitimi Merkezi ve Akşam Sanat Okulu Müdürlüğü’nce 1997 yılından itibaren Yıldız, Kurtlapa, Gümüşdere beldelerinde halıcılık kursları açılmış olup, bu kurslarda kursiyerler tarafından üretilen halılar yöre insanının sosyal ve ekonomik yönden gelişmesine katkı sağlamaktadır.

Tarım Bakanlığı, El Sanatları Eğitim Merkezi Müdürlüğü bünyesinde kurulan halı atölyesinde de çeşitli tip ve ebatlarda halı üretimi yapılmaktadır. Bu atölyede sadece Sivas halısı değil değişik yörelere ait halılar dokunmaktadır.

Sivas halıları çok meşhurdur. İki, üç yüz yıldan bu yana bu sanayii çok gelişmiştir.

Kullanılış Biçimlerine Göre Halı Çeşitleri

1.      Makat (Sedir Halısı)

2.      Halı Yastık (Yastık Yüzü)

3.      Duvar Halısı

4.      Taban Halısı

5.      Tüllüce

6.      Namazlık (Seccade)

Heybe ve Çanta

b. Sivas Halısının Özellikleri

Sivas halısının en önemli özelliği, tümüyle yün, sık dokulu ve ince havlı olmasıdır. Çözgü ipliği çok bükümlü ve ince olduğundan dm2 ilme sayısı fazladır. Sık dokulu olması için her sıradan sonra kirkitle sertçe vurularak ilmeler sıkıştırılır. Yumuşak olması için de her iki sırada bir ilmeler taranır. Daha çok İran (sine) düğümle dokunan Sivas halısında, Selçuklu ve İran halıları desen karakterinin izleri görülür, desenine göre “lalezar”, “çeşmibülbül”, “yılanlı”, “çamurlu” gibi adlar alır. Dokunduğu yörenin adını taşıyanlar da vardır. Sivas halısının bir özelliği de desenlerde zıt renklerden kaçınılmasıdır. En az 12 renk kullanılarak dokunan Sivas halılarında en çok görülen renkler lacivert, kırmızı ve tonlarıdır. Ekstra adı verilen Sivas halılarında dm. Karedeki düğüm sayısı en az 3490, hav yüksekliği 3.5-4.5 cm’dir. Öteki Sivas halılarında düğüm sayısı 2425, hav yüksekliği 4.5-5 cm. arasındadır.

c. Geleneksel Sivas Halı ve Kilimciliğinin Bugünkü Durumu

Sivas ve ilçelerinde geçmişte çok yoğun bir faaliyet alanı ve geçim kaynağı olan halıcılık ve kilimcilik günümüzde eski önemini kaybetmiştir. Kırsal alandan yaşanan nüfus göçü, insanların başka geçim kaynaklarına yönelmeleri, bu sanatı bilenlerin sayısının azalması gibi nedenler bu sonucu doğurmuştur.

Halıcılık günümüzde, Valilik, Yarı Açık Cezaevi ve kısmen Kaymakamlıkların çabası ile yaşatılmaya ve insanlara geçim kaynağı sağlanmaya çalışılmaktadır.

K i l i m c i l i k

Sivas’ta üretilen kilimler; zarafet, dayanıklılık, görünüm ve tabiat yönünden başlıca dört kısma ayrılırlar:

a. Rişvan Kilimleri : Ufak boyutlu (parça) ve çoğu kez çift olarak yapılır. Boyaları halis ve nakışları zarif ve zeminleri pek nazik olmakla beraber gayet dayanıklıdır.

b.Elbeyli Kilimleri : Elbeyli kilimi denilmesi genellikle bu kilimlerin Elbeyli Yöresinde dokunmasından ileri gelmektedir. Bu kilimler ufak boyutlarda bazen tek ve çoğu kez çift olarak dokunur. Nakışlarına göre Mihraplı, Kolanlı ve Boncuklu gibi adlar verilir.

c. Muşabbahlı Kilimler : En çok Altınyayla İlçesinde dokunur. Bu tür kilimler 15 arşından başlayarak, 60–70 arşına kadar dokunur.Nakışları arasında süs için bir takım delikler bırakılmıştır ki bunlara muşabbah denilip dokunan kilimler de bu adlarla adlandırılır.

Türk Halı Sanatı’nın tarihi içinde 19.yy.daki gelişmelerin önemli bir yeri vardır. 19.yy. sonlarına doğru halıcılık yüksek estetik değerlerini koruyamamış, sınai, ticari bir mahiyet almıştır.

Bilinen ilk geniş kapsamlı faaliyet 1864 yılında P.De Andrea, Habif ve Polako, T.A.Spartalı adlı üç İngiliz ticarethanesinin iplik ve model vererek Uşak ve çevresinde halı dokutmaları ile başlamıştır. Bu tarihten sonra Batı Anadolu da dokunarak Avrupa’ya ihraç edilen halıların bütününe yakını İngiliz tüccar ve şirketleri eliyle gerçekleştirilmiştir.

Bugün Sivas Yarıaçık Cezaevi ve Özel İdare Halıcılık Okulu Atölyelerinde dokunmakta olan ve “SİVAS HALISI” adı ile adlandırılan yeni tip halı çeşidi görüldüğü gibi tamamen İngiliz halı ortaklığının müdahalesi ile ortaya çıkmıştır.

S i v a s ' ı n    Y e t i ş t i r d i ğ i    D e ğ e r l i   K i ş i le r

 

Sağlam tarihi dokusunu “Gölyerinden su eksik olmaz” atasözünü teyit edercesine, Selçuklu, Ertana, Danişmentli ve Osmanlı bileşkesi ile meydana getirdiği bir medeniyet beşiği olan Sivas, yetiştirdiği büyük şairler, bilim ve devlet adamları itibariyle, verimli bir beldedir.

Ahi Emir Ahmed (1244)

Eldeki bilgilere göre H.660 veya 662 yıllarında doğduğu tahmin edilen Ahi Emir Ahmed muhtemelen Horasan’lıdır. Daha sonra Anadolu topraklarına intikal ederek önce Bayburt’ta yerleşmiş, sonra Sivas’ta karar kılmıştır.

Esnafı manevi bakımdan disipline eden Ahilik mektebinin önemli temsilcilerinden olan bu kişinin vakıf kayıtlarında tam ismi “Ahi Emir Ahmed Bin Zeynül-Hacc” olarak belirtilmiştir.

Halen Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından onarılan Sivas merkezinde Öğretmenevi yanında bulunan türbesinde yatmaktadır.

Ebu Abdullah Ali Bin Mehmed Es-Sivasi (.....–1302)

Erdemli bir insan olup hekimliği ile şöhret bulmuştur. Selçuklu Emirlerinden “Yeşbek” namına yazdığı “Kitab-ı İksir-il Hayat Fi Telhis-i Kavaid-il Muacelat” ismindeki hekimlikle ilgili eserin ön sözü Arapça, esas bilgiyi ihtiva eden kısmı Farsçadır. “Akd-ül Cem’an” adlı eserde yazılı olduğu gibi Emir Yeşbek Amasya’da Selçuklu saltanatına bağlı olarak hüküm süren Tacüddin Altun-baş’ın Atabeyi olup, Hicri 718’de çıkan bir karışıklıkta katledilmiş ve çocukları Mısır’a kaçmıştır.

Kadı Burhaneddin Ahmed (1345–1398)

Kendi saltanatı zamanında yazılan (Bezm-ü Rezm) adlı eserde belirtildiği üzere aslen Oğuzların Salur boyundan olan Kadı Burhaneddin Ahmed, Hicri 745 tarihinde dünyaya gelmiş, erdemli bve bilgin bir zat olmasına rağmen hükümet ve siyaset arzusu başını belaya uğratmıştır. Sivas Hükümdarı olarak “Emir Kadı” namıyla şöhret bulmuş, yakın çevresinde başladığı tahsilini Mısır’da tamamlamıştır. Kıymetli telif eserleri şunlardır:

Bir nüshası Ayasofya Kütüphanesi’nde bulunan Arapça “İksir-üs Saadat-ı Fi Esrar-ı İbadat” ile “Telvih” adlı esere “Tercih” ismiyle yazdığı yorumdur. Ayrıca; Arapça, Farsça, Türkçe şiirleri vardır. Divanının tek nüshası Londra Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

Hicri 800 yılında Akkoyunlu Aşireti ile yaptığı kavgada öldürülmüştür. Sivas’ta kendi adıyla anılan mahalledeki türbede yatmaktadır.

Ahmed Bin Abdullah Es-Sivasi (.....–1384)

1384 yılında vefat eden Ahmed Bin Abdullah, bilgin ve erdemli bir zat olup, hekimlik yapmıştır. (İksir-üs-sade, Et-Tercih, Şerh-üt Tenkih) önemli telif eserlerinin yanında bir de Divan’ı bulunmaktadır.

Ahmed Bin Mahmud Es-Sivasi (....–1387)

Sivas’ta doğmuş ve Hicri 803’de vefat etmiştir. Dini ilimler sahasında tanınmış olup, önemli telif eserleri şunlardır. (Risalet-ün Necat), (Riyad’ul İrhad), (Şerh-u Feraiz-u Sıraciye), (Uyun-u Tefasir).

Kemaleddin İbn-i Hümam Es-Sivasi (1374-1445)

Fatih devri ulemasından olup, H.790 yılında doğmuş ve 861 yılında vefat etmiştir. Mensubiyeti itibariyle Sivaslıdır. Dedesi Sivas’tan İstanbul yoluyla Mısır’a göç etmiştir. Tam ismi Kemaleddin İbn-i Hümam El-İskenderi Es-Sivasi’dir.

İlimdeki yüksek payesi sebebiyle sağlığında “Şeyh-uş Şuyuh” (şeyhlerin şeyhi) lakabıyla anılmış olup birçok eseri bulunmaktadır.

Şehabüddin Ahmed Es Sivasi (....–H.860)

Tefsir bilginidir. Sivas’ta doğmuş ve beldesi alimlerinden öğrenimini tamamlamıştır. Hicri 860 tarihinde burada vefat etmiştir. (Ayasluğ) istasyonundan Kuşadası’na giden eski şosenin sol tarafındaki tarlalar içerisinde gömülüdür. Çeşitli konularda birçok eseri vardır.

Hüsrev Bin Mehmed Es-Sivasi (....-1470)

(Molla Hüsrev) adıyla şöhret bulan, Hüsrev Bin Mehmed, Sivas-Tokat arasında iskan edilen Türkmenlerden Arsak Kabilesine mensuptur. Hicri 886 yılında İstanbul Kadısı iken vefat etmiş ve naaşı Bursa’ya nakledilerek Zeyniler Semtindeki kendisinin yaptırdığı medrese yakınlarında defnolunmuştur. Birçok konuda eserleri mevcuttur.

İbrahim Bin Hasan Es-Sivasi Et-Tennuri (....-1471)

Hicri 887 yılında vefat eden ve Ebrahim Tennuri namıyla şöhret bulan bu zat, Türk tasavvufunda önemli yeri olan “Güzar-ı Manevi” adlı eseri tasnifiyle şöhrete ulaşmıştır. Konya’da Mevlana Sarı Yakub’dan ders almış, tahsilini tamamladıktan sonra Akşemseddin (K.S)ya kapılanmıştır. Gülzar-ı Manevi adlı el yazması eseri bazı kütüphanelerde mevcuttur.

Molla (Mehmed) Hüsrev (....-1480)

Din bilgini. Sivas’ta medrese öğrenimi gördükten sonra Edirne’ye geldi. Müderrislik yaptı. Edirne Kadısı, sonra da Rumeli Kazaskeri oldu. II.Murad döneminde Varna Savaşına katıldı. İstanbul’un alınışından sonra kadı olan Hızır Bey ölünce onun yerine getirildi. Daha sonra şeyhülislam oldu. Birçok öğrenci yetiştiren Hüsrev molla şiirle de uğraştı. Fıkıha, usule ve tefsire ilişkin yapıtları vardır.

Hasan Paşa (...-1566)

Kanuni devri vezirlerinden olan Hasan Paşa Sivas’lıdır. Kapıcı başı iken 1561 yılında Yeniçeri Ağası olmuş, 1562 yılında Rumeli Valiliği’ne tayin edilmiştir. 1566 yılında vefat etmiştir.

Muharrem Es-Sivasi (....-1584)

Şemseddin-i Sivasi’nin büyük biraderidir. 1584 tarihinde Zile’de vefat etmiştir. En önemli eseri Nahivden (Fevaid’i Ziyaiyye)’dir.

Kendi el yazısı ile yazdığı (Hidaye) nüshası Nuru Osmaniye Kütüphanesi’ndedir.

Behram Paşa (16.YY.)

Sivas’a büyük hizmetleri olan Behram Paşa, Osmanlı Saray Mektebi Enderundan yetişmiştir. Sultan II.Selim B.Murad Han’ın zamanı idaresinde çalışkanlığı ve kabiliyeti ile yükselmiştir. Kurşunlu Çifte Hamamları ile hemen bu hamamların yanında olan ve kendi adıyla anılan Behrampaşa Hanı’nı yaptırmıştır. 1549 yılında Diyarbekir, daha sonra Bağdat Beylerbeyliği yapmıştır. En son görevi olan Rumeli Beylerbeyliği esnasında vefat etmiştir.

Ali Ağa Camii’ni yaptıran ve bu camii mezarlığında gömülü bulunan Mustafa Bey de Behram Paşa’nın oğludur.

Feyzullah Bin Şemseddin Ahmed Es-Sivasi (...-1616)

Din bilginidir. Sivas’ta doğmuş ve Hicri 1032 yılında vefat etmiştir. İbn-i Malik’in “Şerh-ul Mesabıh” adlı eserine (Ziya-ül Mesabıh) adıyla bir yorum yazmıştır.

İsmail Bin Sinan Es-Sivasi (....-1632)

Din bilginidir. Hicri 1048 yılında Sivas’ta öldü. Klasik dini ilimleri Abdülmecid Sivasi’den tahsilen öğrendi. (Feraid) ismindeki Mülteka Şerhi ile (Risalet-Üs-Sagir vel-Kebir) başlıca eserlerindendir. Feraid’in bir nüshası Ayasofya Kütüphanesinde bulunmaktadır.

Abdülmecid Bin Muharrem Es-Sivasi (1563-1639)

Din bilginidir. Sultan III.Mehmed’in davetine uyarak İstanbul’a gelmiştir. Hicri 1049 yılında vefat etmiş ve Eyüp’de Nişancı Dergahına defnedilmiştir. Şiirlerinde “şeyhi” mahlasını kullanırdı. Telif eserleri basılmamış ancak, el yazısı ile çoğaltılmıştır. Birçok konuda eserleri bulunmaktadır.

Abdulkerim Bin Abdullah El-Vaiz Es-Sivasi (....–1633)

Din bilginidir. Sivasta doğdu ve Hicri 1049 yılında öldü. El-Camü-n-Nüfus adlı telif bir eseri vardır.

Recep Sivasi (....-1640)

Şemseddin-i Sivasi’nin (K.S) kardeş çocuğu ve damadı olan bilgin bir zattır. Eserleri basılmamış olup, yalnız (Necm’ül Hüda Fil Menakib-I Şelh-i Şemseddin Ebi Sena) adlı eseri basılmıştır.

Abdülahad Sivasi (....-1645)

Hicri 1061 yılında vefat etmiştir. (Muhabbet-ül-abdi lirabbihi, divan-üs Soffiyye, Şurutu-talebil-İlmin-Nafi) adlıtelif eserlerindendir.

Sems-i Semseddin Ahmed Es-Sivasi (1520-1597)         

Din bilginidir. Tokat’ta bulunan Arakiyyecizade Şemseddin Efendi’den ders aldı. Tahsilini İstanbul’da tamamladı. Hicri 1006 tarihinde vefat etti. Sivas Meydan Camii avlusunda bulunan türbesinde gömülüdür. Birçok alanda eserleri bulunmaktadır.

Sivaslı Müftüoğlu (....-1748)

Hicri 1161 yılında vefat etmiştir. (Ayn-ül-Hayat) adlı eseri bulunmaktadır.

Numan Efendi (Sarı Hatipzade) (....-1768)

Devrin bilgin ve erdemli kişilerinden Şeyh Ahmed Efendi’nin oğlu olan Müftü Numan Efendi, Sivas’ın Sarı Hatip Oğulları ailesine mensuptur. Konağı, yaptırdığı çeşmesi ve

kütüphanesi Ulu Camii’nin batısına düşmektedir. Hicri 1182-Miladi 1768 yılında vefat etmiş kütüphanesi ile çeşme arasındaki aile kabristanına defnedilmiştir.

Büyük Türk Halk Musikisi sanatkarı ve derleyicisi Muzaffer SARISÖZEN’de Sarıhatipoğulları ailesine mensup olup, Müfti Numan Efendi’nin torunlarındandır.

İvazzade Halil Paşa (....-1804)

Sadrazam İvaz Mehmet Paşa’nın oğlu. Babasının yüksek makamından dolayı çabuk ilerledi. Mirahur, Çavuşbey Tütün gümrüğü emini, Sadaret kethüdası, Rumeli Valisi, Hatin muhafızı oldu. Sadrazamlığa getirildi. (1769) Serdar-ı ekrem sıfatı ile Rus Savaşlarına katıldı. Kartal Sahrasında bozguna uğradı. Önce vezirliği alındı. Filibe’ye sürüldü. Sonra affedilerek Eğriboz, Bosna, Selanik ve nihayet Sivas Valiliğine getirildi. 1777 yılında vefat etti.