*** ABDAL MUSA SULTAN DERGAHI ***


Anadolu'da geleneksel Alevi-Bektaşi mekanı olan hemen tüm dergahlara sonradan minareli camiler inşa edlmiş.Abdal Musa Sultan Dergahı'nın 600 yıllık geçmişi düşünüldüğünde,burasının bir Alevi-Bektaşi yerleşmesi olduğu ortadayken Osmanlı'nın asimilasyon politikası yetmemiş,çok partili Cumhuriyet dönemiyle birlikte Tekke Köyü'ne cami yapılmış.Cami yapımına karşı çıkmak,İslamiyete,devlete karşı çıkmakla özdeş sayıldığı için köylüler,fazla etkinlik gösterememişler. Hacı Bektaş Veli'den sonra Anadolu'da adından en çok söz edilen Abdal Musa Dergahı,Antalya Elmalı'ya bağlı Tekke köyü'nde bulunuyor. Köy çocuklarının bile ezbere bildiği Abdal Musa Sultan'ın hayatı,kerametleri,konuklar tarafından dikkatle dinleniyor.Birlikte "Uçan Suya" çıkılıyor.Efsaneye göre tersten dönen değirmen geziliyor. Uluçınar meydanında geçen yıl Kültür Bakanı Fikri Sağlar'ın yaptırdığı tören alanı,tıklım tıklım doluyor.Gelen semah grupları ve ozanlar gece yarısına kadar semah dönüp nefes söylüyorlar. Abdal Musa,14.yüzyılda Tekke Köyü'nde yaşamıştır.Kaynaklar,Abdal Musa'nın ,Horosan'dan, "Horosan erenlerinden" olduğunu yazıyor.Babasının ise,Hacı Bektaş Veli'nin amcası Haydar Ata'nın oğlu Hasan Gazi olduğu belirtiliyor. Dergahta, Abdal Musa Sultan'ın kız kardeşiyle annesinin de mezarı bulunuyor.Abdal Musa türbesinin bulunduğu külliye,600 yıllık. Bugün bir oda ve salondan oluşan türbeye geçmişte iç içe 7 kapıdan giriliyormuş.Külliyenin çevresinde geniş bağ ve bahçeler,misafirhaneler,meydanlar,kiler ve mutfaklar varmış. Dergahta 500 kadar derviş oturuyormuş.Mutfakta 40 derviş konuklara hizmet verirmiş.erzak dolu 20 ambar,200 atın girebileceği ahır varmış.Dergahı vakıflar yönetir,köy halkı hiç vergi vermezmiş. Alevi dergahlarını sünnileştirme çabası Cami köy meydanını doldururken,samanlık görünümündeki cemevine gizli bir kapıdan giriliyor. Köylüler sorun çıkmaması için köylerinden bir genci imam-hatip lisesinde okutup imam atamışlar.Alevi imam emekli olunca yerine Sünni kökenli bir imam gelmiş.Haziran 95'te TİMAŞ yayınları arasında çıkan eski MHP'li Prof.Dr. Orhan Türkdoğan'ın "Alevi-Bektaşi Kimliği" adlı kitaptan aktaracağım bölüm,yazarın Tekke Köyü'ndeki izlenimlerini ve Alevilere bakışını,amacını sözümona "hoşgörüsünü" göstermesi açısından önemli: "Tekke Köyü'nde bir de Diyanet'in yaptırdığı bir cami var,fakat namaza gidenler ancak birkaç kişiden ibaret.Ali Koca'nın "Hepimiz namaz kılıyoruz." tarzındaki ifadelerini Süni hocaya sorduğumuzda, "doğru olmadığını" ileri sürdü.Köyün çıkışında toplanan pazarcılar da aynı beyanda bulundular." "Burada ileri sürülen namaz,mecazi anlamda "cem töreni" yerine geçebilir.Çevrenin baskısıyla ortaya çıkan eziklik ve psikolojik tedirginlikten ötürü bir "takıyye" de olabilir." Diye de ekliyor. Diyanet gidecek:600-700 yıllık tarihi bir yerleşmeye Abdal Musa Sultan'a saygısızlık ederek, köylülerin camiye gitmeyeceklerini bile bile cami yapacak.Bizim yazarımız da camiye gidenler az diye hayal kırıklığına uğrayacak(!) Anadolu'da Alevi-Bekteşi dergahlarını, köylerini Sünnileştirme çabası,Osmanlı ile yaşıt sayılır.Bu uğraşa Hacı Bektaş Veli Dergahı bile dahil olmuş.2. Mahmut 'un yeniçeri kıyımıyla kalınmamış. İstanbul ve Trakya'daki önemli Bektaşi dergahları yıkılmış.Bektaşi babalarından Kıncı Baba Üsküdar'da,Ağasızade Ahmet Efendi tophane'de,Salih Efendi Bab-ı Hümayun önünde idam edilmiş.İstanbul'da bulunan 14 dergahlı kütüphanesi,tüm eserleriyle birlikte yakılmış.Sağ kalan baba ve dedeler ise, Anadolu'nun çeşitli kentlerine sürülmüş.2. Mahmut, Hacı Bektaş "Pirevi"ni "ıslah"etmek için,postnişinliğe Nakşibendi şeyhlerinden Mehmet Sait Efendi'yi büyük bir törenle atamıştır. İşte bugün bazı sünni tarikatçı tayfanın: "Bakın Hacı Bektaş Dergahı'ında bile cami var" dedikleri, kapısında yapılış tarihi 1834 yazan cami,bu dönem Nakşi şeyhlerinin ibadet için yaptırdıkları camidir.Yoksa Hacı Bektaş Dergahı'nın kökeninde minareli cami yoktur. Hacıbektaş'a giderken Kırıkkale-Keskin'e bağlı Hasan Dede beldesinde bulunan Alevi büyüklerinden Hasan Dede Dergahı da bugün bir türbeden ibaret ve caminin gölgesinde kalmış bulunuyor.

Abdal Musa, Anadolu’da Aleviliğin yayılmasında, gelişmesinde büyük katkıları olan bir Alevi önderidir. Kesin doğum tarihi bilinmemekle birlikte, 1300 ile 1400’lü yıllarda yaşadığı sanılmaktadır. Abdal Musa Sultan, Bektaşi Alevileri tarafından çok önemsenen bir zattır. Hacı Bektaş Veli’nin en seçkin halifelerinden biridir. Abdal Musa adına cem düzenlenmektedir. Abdal Musa, Abdal Musa postu olarak adlandırılan, meydandaki on iki post sıralamasında yer alan ayakçı makamı ile de önemini ortaya koymuştur.


Hemen hemen bütün Alevi önderleri için geçerli olan tarihsel kesinlik, Abdal Musa için de sözkonusudur. Bazı kaynaklar Abdal Musa Sultan’ın Hacı Bektaş Veli’nin akrabası olduğu yönündedir. Aslı Horasan’dadır. Bugün Anadolu’nun bir çok yerinde Abdal Musa’ya atfedilen yerler vardır. Bunların en önemlisi, Antalya ilinin Elmalı yöresinde bulunan Tekke köyündeki dergâhtır. Büyük ihtimalle Abdal Musa Sultan, Anadolu’da bir çok yeri gezip görmüş, insanları aydınlatmıştır. Sonunda Elmalı yöresine gelip dergâhını kurmuştur. Bu dergâhta yüzlerce kişiyi eğitmiştir. Bunlar arasında Kaygusuz Abdal da vardır. (Bilindiği gibi Kaygusuz Abdal, seçkin bir Alevi önderidir.)

Bilinmesi gerekenler; Abdal Musa Sultan, Anadolu’daki Alevi örgütlenmesini geliştiren, kurumsallaştıran, yüzlerce kişiye eğitim verip irşad eden, bir büyük önderdir. Doğum tarihi, nerede hakka yürüdüğü gibi tarihsel bilgiler mühim olmakla birlikte esas değildir. Esas olan, Anadolu Alevileri adına cemler düzenlediği, kurbanlar kestiği ve bu ulu şahsiyetin insanlığa sunduğu hizmetlerdir. Abdal Musa Sultan Velayetnamesi ile Abdal Musa hizmetini sürdürmektedir. Ayrıca her yıl Abdal Musa Sultan adına Tekke köyünde şenlikler yapılmaktadır.

Abdal Musa Sultan’ın günümüzde de geçerliliğini koruyan düşüncelerinde kısa bir kesit:

Mümin ol

Halim selim ol

Ahde vefa et

Müsibete sabret

Sözü düşün sonra söyle

İbadete malına güvenme

Yalan söyleme

Hak divanından ayrılma

Bilmediğin kişiye yar olma

Vaktini zayi etme

Kimsenin uğradığı kötü duruma gülme

Kendinden ulu kimse ile mücadele etme

Dünya için gönlünü mahzun etme

Mevki sahibi kimseye yüzsuyu dökme


ABDAL MUSA ERKANI

 

Sadık DOĞAN

 

Bu yazıda Antalya’nın Elmalı ilçesi Tekke köyünden Sadık Doğan (Sadık Dede)’nin anlatımı ile, her yıl Muharrem ayından önce gerçekleştirilen Abdal Musa cemlerinin nasıl yürütüldüğü konusunda aydınlatıcı bilgiler sunulmaktadır. Cem başlamadan önce yapılan hazırlıklar ile cem sırasında uyulması gereken kurallar, cemdeki görev dağılımı, dedenin görevleri, talibin yapması gerekenler bir cem havası içerisinde anlatılmaktadır. Aynı zamanda bu yazı ile cemde okunan dualar ve gülbangler de aynen cemde söylendiği şekilleri ile verilmektedir. Sohbet geleneği içerisinde sunulan bu yazıda orijinal ifadelere ve yöresel ağızlara dokunulmamıştır. Sözlü geleneğin son örneklerinden birisi olması, yer yer Dede Korkut anlatımında, yalın ve coşkun bir dille sunulması açısından önemli gördüğümüz bu derlemeyi okurlarımıza sunuyoruz.

 

Her yıl Muharrem ayı gelmeden birkaç gün önce cem yapılır ve bu sebeple herkes bir araya gelir. Bir Muharrem ayından diğerine kadar o cemde bulunanlar kendilerini idare edecek on iki postun sahiplerine “kabul ettik” diyerek niyaz ederler. Seçilen baba yalnız kendi gözcüsünü alır ve bağlı bulunduğu mürşidine giderek ondan bir yıllık icazet alır. Buna “başını okutmak” da denir. Baba başını okuttukdan sonra gözcüyle istişare edip, halkı pervane ulusuna söyleyerek, Cem Evi’nde toplar. Halk Cem Evi’nde toplandıktan sonra ise on iki postun şahısları seçilir. Bunlar:

 

l- Baba : Erkanı yürütür

2-Gözcü : Cemin ihtiyaçlarını karşılar

3-İznikçi : Buna kapıcı da denir

4-Meydancı : Cemin temizliği ile ilgilenir.

5-Güvende : Cemin güvenliğini idare eder.

6-Carcı : Süpürgeci

7-Ayakçı : Aşçı yardımcısıdır

8-Sofracı : Sofra kurar

9-Selman : Abdest suyu dağıtır

10-Kurbancı :Kurban keser.

11-Sâkî : Cemde sakka suyu dağıtır ve dualar

l2-Pervane ulusu: Cemin pervanesinin piridir. (Semah ekibine pervane denir.)

 

Hizmetin on iki olmasının sebebi Abdal Musa Erkanı’nın on iki posta sahip olmasıdır. Bu posta sahipler seçildikten sonra bir yıl bu babanın emrinde erkan süreceğim diyerek icazet alırlar ve başını okuturlar. Bunun için ilk önce gözcü gelerek abdestini alır. Çoraplarını çıkarır ve babanın karşısına durarak ellerini göğsüne bağlar. Ardından şu tercümanı (gülbank) okur:

“Bismişah Allah Allah. Elim erde, yüzüm yerde, gönlüm darda. Erenlerin dâr-ı ma’sûnunda, Hak yolunda Muhammed, Ali divanında, malım kurban, tenim tercüman. Bu fakirden arınmış incinmiş can varsa dile gelsin, bile gelsin, hakkını talep eylesin. Bercemali Muhammed, kemal-i İmam Hasan, Şah İmam Hüseyin”

Baba da cemaate sorar: “Bu candan şikayetçi var mı?” Canlardan “ben dargınım” diyen olursa hemen orada barıştırılırlar. O ceme dahil olan herkes kesinlikle barışık olmalıdır. Bu erkanda katı bir mahkeme vardır. Her türlü sorun burada çözüme ulaştırılır. Küs olan can barıştırıldıktan sonra babanın yanına diz çökerek sağ dizini babanın dizine dayar, başını babanın dizine koyar. Baba da talibin omzuna elini koyarak On İki İmamları şöyle salavatlar:

“Bismişah Allah Allah

Allahümme nur-ı Hüda, Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina

Bi Hakkı nur-ı cemali Muhammed Mustafa Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina

Bi Hakkı nur-ı cemali İmam Ali kerremallahü veche

Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina

Bi Hakkı nur-ı cemali Haticetü’l-Kübra

Fatımatü’z-Zehra hayrü’n-nisa şefaat kânisi Muhammed Mustafa

Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina

Bi Hakkı nur-ı cemali İmam Hasanü’l mücteba

Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina

Bi Hakkı nur-ı cemali İmam Hüseyin-i şehid-i Kerbelâ

Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina

Bi Hakkı nur-ı cemali İmam Zeynel âbâ

Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina

Bi Hakkı nur-ı cemali İmam-ı Bâkır

Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina

Bi Hakkı nur-ı cemali İmam-ı Cafer mezhebimiz pâk

Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina

Bi Hakkı nur-ı cemali Musa-yı Kazım

Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina

Bi Hakkı nur-ı cemali İmam-ı Rıza

Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina

Bi Hakkı nur-ı cemali İmam-ı Tagî

Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina

Bi Hakkı nur-ı cemali İmam-ı Nagî

Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina

Bi Hakkı nur-ı cemali İmam-ı Hasani’l-Askerî

Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina

Bi Hakkı nur-ı cemali Muhammed Mehdi

Sahibü’z-zaman, kutbu’d-deveran, huccetü’l-Kur’an, Duvaz İmam (On İki İmam), On Dört Masum-ı pâk, On Yedi Kemerbest, Yetmiş İki şehid-i şüheda efendilerimiz katarlarından, didarlarından, şefaatlerinden cümlemizi mahrum etmesin. Bu meydanlardan her ne kadar tarikat erbabı gelmiş geçmiş ise Allah taksiratlarını afvı mağfiret eylesin. Dil bizden, nefes On İki İmam’dan, Hünkâr Hacı Bektaş Veli efendimizden olsun. Abdal Musa efendimizin demi devranı yürüsün” der ve niyaz-ı dârda bulunan talibin önce sağ omzuna sonra sol omzuna ardından da zincir kemiğine “Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali” deyip üç defa elini vurur. Bundan sonra talip doğrulur ve ayağa kalktıktan sonra babanın karşısına tığbentli olarak divan olup dikilir.

Ardından “kesenek” yani yıl kurbanı kesilmesi işlemine geçilir. Yılda her erkeğin bir koyun veya keçi kurban kesmesi gerekmektedir. Bir veya iki kişi bir cemin bütün masraflarını karşılar. Ayağa kalkan talip divan durup şu tercümanı okur:

 

“Elim erde, yüzüm yerde,

Ererenlerin dâr-ı ma’sûnunda

Hak yolunda, Muhammed Ali Divanı’nda

Canım kurban tenim tercüman

Bu fakirden arınmış, incinmiş can varsa dile gelsin, bile gelsin hakkın taleb eylesin”

 

Baba da cemaate sorar: “Bu candan bir hakkı olan, darılan var mı?” Cemaatte bu cana dargın olan varsa barıştırır, yoksa canlar “Eyvallah” diyerek dargın olmadıklarını ifade eder. Bu sözü duyan baba ise, “Eyvallah talip, fakirlerin kalbinde, gönlünde Hak ve senin kalbinde, gönlünde varsa koy ortaya, saklarsan, kendini koyarsan birliğin” der. Talip babanın sorusuna “var” cevabını verirse küs olduğu kişi ile hemen barıştırılır. “Eyvallah” derse küs olduğu kimsenin olmadığı anlaşılır. Bundan sonra yere niyaza inerek “Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali, Pirim Hünkâr Hacı Bektaş Veli, Şah Abdal Musa’ya bağlı belim” diyerek niyaz eder ve kalkar. Ardından yine divan durur. Baba önceden bahsedilen kurbanlardan birisini kesmesi için: “Yolumuzun edep ve erkanı üzerine dört ayak bir kelleye Hü” der. Talip hemen “Eyvallah” der ve niyaza iner. Ardından ayağa kalkar ve yine divan durur. Baba da şu gülbangi okur: “Dârların mamur olsun, muradın hasıl olsun, evin ocağın şen olsun, Allah dilde dilediğini gönülde muradını versin. Allah iki cihanda utandırmasın, ceza bela hastalık vermesin üçler, beşler, yediler, kırklar katarından ayırmasın. Dil bizden nefes On İki İmam Hünkâr Hacı Bektaş Veli’den olsun. Abdal Musa efendimizin demi devranı yürüsün, gerçeğe Hü”

Talip tekrar niyaza inip kalkar ve ardından da baba yine yukarıdaki gülbangi tekrarlar. Bu tekrardan sonra talip yine niyaza inip kalktıktan sonra, ilk olarak babaya sonra da gözcü ve iznikçiye niyaz eder. Daha sonra ortaya gelir ve herkese “Cümleden cümleye” diyerek selam verir. Tekrar niyazını ettikten sonra diz çöker ve önceden dua okuyarak bağladığı tülbenti yine dua ile çözer:

 

“Bismişah Allah, Allah

Nasrun minallahi ve fethun garib

Bercemali, Muhammed kemal-i İmam Hasan Şah Hüseyin,

Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali” diyerek tülbenti çözdükten sonra gider yerine oturur. Ardından başka bir talip gelir ve cemde bulunan herkese bu muamele uygulanır. (Bu durum kadınlar için de geçerlidir.)

 

Kesenek olarak “cebrel” (az kan akıtma anlamında) yani tavuk veya horoz kesilir. Kesenek kesen kişiye “bacı” denir ve bacı üç beş kesenekle cem yapan erkeğe katılır. Bu duruma “dârdan geçme” denir. “Baş okuma” da denilen dârdan geçme, Muharrem’in birine kadar sürer. Muharrem’den sonra dârdan geçenlere ise baş okunmaz, yapılanların hepsi ayakta uygulanır. Bu geçişler yıl boyu sürer ve böylece cemin teşekkülü tamamlanır.

Muharrem ayı içinde geçme olmaz, ancak Muharrem orucunun bitiminden sonra devam eder. Muharrem ayında ise hem oruç tutulur, hem de genellikle Kerbela, Ebu Müslüm Horasanî gibi kitaplar okunur. Bu ibadet ise Muharremin onuncu günü öğle vaktine kadâr sürer. Öğle vaktinde Baba Evi’nde veya Meydan Sofrası’nda toplanılır. Burada kitap tamamlanır ve ardından merziye okunur, tekbirler alınır, selevatlar verilir ve dualar okunur. Bu an İmam Hüseyin’in şehit olduğu saate rastlar. Dede veya babalar tarafından okunan sâkî suyu içildikten sonra “Allah bu günlerin yenisine kavuştursun” gibi dualarla yıldan yıla avdet edilmiş olunur.

Bundan sonra ise sonbaharın ilk ayında başlayan cemler ilkbaharın son günlerinde biter. Yapılan bu cemler genellikle cuma (dernek) akşamlarında olur.

 

ABDAL MUSA ERKANINDA CEM

 

Abdal Musa’da yapılan cemde herkes sırasıyla kurban keser. Cemde yapılan masrafların hepsi kurban sahiplerine aittir. Herkes sıraya girerek, gözcüden gün alır ve o güne kadâr bütün masraflarını tamamlar. Baba, gözcüye birkaç gün önceden haber verir bundan kurbancının da haberi olur. Kurbancı ikindi vakti kurban sahibinin evine giderek kurbanları keser. Pervane ulusu ise, pervanelerini evlere göndererek o gün cem yapılacağını bildirir. Pervaneler gittikleri evlere girerek niyaz ederler. Bunun ardından da ev sahibi pervanelere niyaz ederler. Eğer ceme çağrılan canın bir mazereti varsa, gelememesinin sebebini bildirir. Pervaneler gelemeyecek olan canları not ederek akşam pervane ulusuna tekmil verirler. Pervane ulusunun gelemeyecekleri bildirdiği gözcü de durumu babaya anlatır. Böylece ceme çağrılma işi de tamamlanmış olur.

Akşamın erken saatlerinde canlar ceme gelmeye başlarlar. Baba ve post sahipleri onlardan erken gelir. Meydancı sobayı erkenden yakar, temizliğini yapar. Kurban sahipleri de gelerek varsa eksikleri tamamlarlar ve niyazlar başlar.

Gelen herkes cem evine girince “Hü” diyerek selam verdikten sonra, önce pervane ulusuna niyaz eder. Dizine eğilerek; “Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali, Pirim Hünkâr Hacı Bektaş Veli, Şah Abdal Musa’ya bağlı belim, niyazım sana Kaygısız Baba” der. Oradan aş ocağını da salavatladıktan sonra, “Niyazım sana aşçı baba, ayakçı ana; niyazım sana, ya Kızıl Deli Abdal Musa Sultan” der, çünkü bu postlar onlara aittir. Bundan sonra Cem Evi’nin kapısına varılır, divan durularak şu gülbang okunur ve temenni edilir:

 

“Bismişah Allah Allah,

Eşik özüm, meydan yüzüm, çırak gözüm” İçeri girince ise hemen kapıda oturan İznikçi’ye eğilerek niyaz eder: “Niyazım sana iznikçi baba” dedikten sonra sırasıyla gözcüye, mürşide, babaya, Muhammed Mihrabı ve Fatımatu’z-Zehra denilen çırağa niyaz eder. Ardından meydancı, güvende ulusu İmam Bakır postuna niyaz ettikten sonra meydana gelir ve “cümleden cümleye niyazım var” der. Bu niyaz herkese selam verme anlamındadır. mürşid Derviş baba da dahil herkes bu postlara niyaz eder. Mürşid derviş baba geldiğinde ise herkes ayağa kalkar. Niyazlar bittiğinde baba onların oturması için şu gülbangi okur:

“Dârda duranlar dîdar görenler, Hak Muhammed Ali’yi can gözüyle görenler, Pirim pircivan Abdal Musa efendimiz şefaatçimiz olsun. Hü”

Böylece niyaz tamamlanmış olur. Bununla beraber eğer cem başladıktan sonra gelen olursa, meydana gelerek “cümleden cümleye” der ve yere niyaz eder. Bundan sonra gözcü aş ocağına bakar ve eğer kurbanlar parçalanıp kazana konmuş ise, babaya gelerek hazır olduğunu bildirerek ceme başlayıp başlamamaları gerektiğini sorar. Baba da “eyvallah başla” yanıtını verir. Gözcü yerine oturarak, “canlar ceme başlayacağız. Erkan üzerine oturalım” deyince herkes diz üstü oturur. Gözcü, Carcıya car çekmesini söyler ve carcı da carını çeker, yani babanın önünü postun altına süpürdükten sonra yerine oturur ve görevine devam ederek üç kez “bakın canlar dargın küskün varsa görüşsün, barışsın” der. Eğer canlar arasında dargın varsa barışır barışmayan olursa cemden kovulur ve cemin düşkünü olur. Bu can eşi ile birlikte cem yerini terkeder. Nitekim bir başka gün barışmak isterse yöreye göre bir ceza kesilerek yola alınır, böylece dargınlık sorunu çözümlenmiş olur.

Gözcü üç defa “barışın” dedikten sonra babaya işaret ederek “eyvallah” der. Baba da ardından akşam hayırlısı gülbangini okur, bu sırada herkes el el üstüne koyup babanın duasına “Allah Allah” diyerek eşlik ederler. “Yarabbim hallerimizi güzel kıl. Bizleri doğruluk ve masumluğa yaklaştır da güzel kullarından eyle. Bizlere güzel ameller ver. Bizleri ilahi nurunla nurlandır. Bütün hakikatler ve bütün inceliklerle dolu ilim ver. Bizlere faydalı bilgi ver, faziletle geçirecek uzun ömürler ver. Kalbimizi o bilgiler ile olgun ve engin kıl. İlahi ilminle meşgul ve mesrur kıl. Ömrümün sonunda canımızı ecele vereceğimiz dakikalarda kalbimizi iman nuru ile nurlandır yarabbi. Bizleri iyi kullarından, peygamber efendimizin güzel ümmetlerinden, Ehl-i Beyt’i seven, evliyaya saygı duyan, bizleri bu yolun yolcularından eyle” diyerek On İki İmamları tamamlar ve devam eder:

 

“Bismişah Allah Allah akşamlarımız hayrola, hayırlar feth ola, şerler def ola, münkirler berbat ola, meydanlar abad ola, sırlar mesrur ola, gönüller mesrur ola, hanedan-ı fukara mamur ola, er Hak Muhammed’le Ali yardımcımız, gözcümüz, şefaatçımız ola. On İki İmam, On Dört Masum-ı Pak, Yetmiş İki Şehid-i Şüheda efendilerimiz yardımcımız, gözcümüz, şefaatçimiz ola. Pirim Kutb-ı Hünkâr Hacı Bektaş Veli, Abdal Musa Sultan, Balım Sultan diğer evliyau’llah efendilerimiz üzerlerimizde hazır ve nazır ola. Üçler, beşler, yediler, kırklar, Ricâlü’l-gayb Erenler ve Kutbu’l-Aktab efendilerimiz, yardımcımız, gözcümüz, şefaatçımız ola. Allah dertlerimize derman gönüllerimize iman, borçlarımıza eda, hastalarımıza şifa ihsan eyleye. Allah devletimize, milletimize zeval vermesin. Allah cümlemize güruh-ı naci’den zümre-i salihinden eylesin. Allah gökten hayırlı rahmet, yerden hayırlı bereketler ihsan eylesin. Allah kaza, bela vermesin. Allah bu günlerimizi aratmasın, dualarımızı dergah-ı izzetinde kabul eylesin. Dil bizden, nefes On İki İmam, Hünkâr Hacı Bektaş Veli efendimizden olsun. Abdal Musa efendimizin dem-i devranı sürsün. Yûh münkire, lanet Yezide, rahmet mümine. Nûr-ı Nebikerem İmam Ali Pirim Hünkâr Hacı Bektaş Veli demi bir, keremi bir gerçek efendiler evliyalar demine keremine Hu diyelim. Hü” der. Bu gülbangden sonra hemen meydancı çırağları uyandırmak için harekete geçer ve tığbentini eline alır. Bu sırada herkes ayağa kalkar, Meydancı şu duayı okur:

“Nasru’n minallahi ve fethu’n garib Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali, Pirim Hünkâr Hacı Bektaş Veli ve Şah Abdal Musa’ya bağlı belim” der ve tığbendini beline bağlar. Bir mum, bir de kibrit alarak babanın yanına varıp diz çöker ve şu duayı okur:

 

“Bismişah Allah, Allah Muhammed Ali’den doğmuştur şems-i ulema. Bu fakirlerde zerresini alalım destur. Allah eyvallah” der. Baba da o sırada meydancının elinde bulunan çırağı uyandırır. Meydancı ise niyazını ederek ayağa kalkar ve postuna varır. Nûr-ı semâvât duasını okuduktan sonra “rüşen fahr-i dervişan, himmet-i pîrân piri Horasan kürşad-ı meydan” diyerek ikinci çırağı yakar. Üçüncü çırağı ise yine, “çırağ-ı rüşen fahr-i dervişan himmet-i pîrân kürşâd-ı meydan” diyerek yakar. Elindeki çırağla birlikte babanın karşısında divan durduğunda ise şu gülbangi okur :

“Bismişah Allah Allah çün çırağ-ı fahri uyardık, ol hüdanın aşkına seyyidel-kevneyn Muhammed Mustafa’nın aşkına, sâkî-i kevser Aliyyü’l-Murteza’nın aşkına, hem Hatice, hem Fatıma Hayru’n-nisa’nın aşkına, Şah Hasan, hulk-i Rıza, Şah Hüseyin şehid-i Kerbela’da ol imam-ı edkiya Zeynel Aba’nın aşkına. Hem Muhammed Bâkır nesli pâk-ı Mustafa, Cafer-i Sadık imam rehnümanın aşkına, imam Musa-yı Kazım serfiraz-ı ehl-i Hak, hem Ali Musa Rıza’yı ol esfiyanın aşkına, Şah Tagî ve Nagî, hem Hasanü’l-Askeri ol Muhammed Mehdi sahibu’l-livanın aşkına, on dört masum-ı pâk, Al-i Abâ’nın aşkına, on yedi kemerbest, yetmiş iki şehid-i şühedanın aşkına, pîrîmiz tarikat pîrî Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin aşkına, arşa dek yanan, yakılan ol âşıkânın aşkına” der ve baba da hayırlısını verir.

“Bismişah Allah Allah çırağların aydın, meydanların kürşad olsun. Allah dilde dileğini, gönülde muradını versin, Allah iki cihanda utandırmasın, yaramaz yanlış yerlere uğratmasın, gazalardan belalardan kendi gizlesin, kendi gözlesin. Üçler, beşler, yediler, kırklar katarından, şeriatından ayırmasın. Dil bizden nefes Hünkâr Hacı Bektaş Veli efendimizden olsun. Abdal Musa efendimizin demi devranı yürüsün. Sarı İsmail Sultan efendimiz yardımcın, gözcün, şeriatcın olsun. Hizmetlerin de Hak indinde kabul ve makbul olsun” dedikten sonra çırağı söndürerek postuna gider ve ayakta şu gülbangi okur; “Erenlerin gülcemaline cümlesinden, cümleye erenlerin gülcemaline cümleden cümleye aşk olsun” Ayakta duranları indirmek için ise : “Dârda duranlar, dîzar görenler, Hak Muhammed Ali’yi can gözüyle görenler, pirim pir civan, Şah’ım Abdal Musa efendimiz yardımcımız, gözcümüz, şefaatcımız olsun.” der ve herkes oturur. Ardından Güvendeler bir duvaz okurlar:

 

“Doğru söyle sözün, her an

Hiç kimseye etme sitem

Güzel söyle dedi dedem

İmam Ali’nin aşkına

 

İbadet doğru bir yoldur

Kalbinden kötüyü kaldır

Gerçek söylemek de yoldur

Hasan Hüseyin aşkına

 

Hiç kimseyi üzme sakın

Tavrını Hak’tan takın

Doğru yoldan sapma sakın

Zeynel Bakır’ın aşkına

 

Talip olan dürüst gezer

Mezhebimiz İmam Cafer

Güzel insan gerçek söyler

Musa-yı Kazım aşkına

 

İbadetin etme kaza

Zehir yedi İmam Rıza

Yarab bizi koyma darda

Tagîle Nagî aşkına

 

Sadık Doğan şefaat bekler

İmamdır Hasanu’l Asker

Yarab bize cennet göster

Muhammed Mehdi aşkına”

 

Güvendelerin bu duvazının ardından baba bir dua okur. Cemaat de el el üstüne koyarak “Allah, Allah” sesleri ile babaya katılır. Baba “Bismişah Allah Allah nefeslerin kimya olsun, dinleyen canlara şifa olsun. Allah dilde dilediklerinizi gönülde muratlarınızı vere. Üçler, beşler, yediler, kırklar katarından, şefaatından ayırmasın. Abdal Musa efendimiz dem-i devran yürüsün, imam Bakır efendimiz şefaatçimiz olsun” dedikten sonra gözcü dem sefa verir ve semah başlar.

İlk semah “Baba Semahı”dır. Gözcü, babanın yanına gelir, niyaz eder ve sorar. Bu semaha baba veya babalık yapmış bir kimse ya da en yaşlı olanlardan iki çift kaldırılır. Yalnız babanın semaha kalkması için cemde mürşidin hazır olması gerekir. Babalık yapmış birisi ancak babayı semahdan indirebilir. Babalardan iki çift ortaya çıkar. Önce baba ve mürşid postlarına niyaz ederler, ardından da babalar niyaz ederler. Makam ve kıdem bakımından büyük olan sağ başta durur. Birinin hanımı bir diğerinin ayağına niyaz edip kalkar. Babalar ellerini kulaklarına götürür, bacılar ellerinde bulunan tığbentleri bellerine “Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali” diyerek bağlarlar. Tekrar ayaklarına niyaz eder kalkarlar ve eşlerinin yanına gelip onların ayaklarına niyaz ederek dört köşe olarak semaha hazır olurlar. Güvende veya güvendeler ise bir semah çalarlar:

 

“Oturduğu taşı eriten

Keramet gösterip dağı yürüten

Nice insanları yola getiren

Pirlerin pirisin Pir Abdal Musa

 

Geleceğin bildin çıktın yola

Orda girdin hemen geyik donuna

Çektin geldin onu kendi vavına

Pirlerin pirisin Pir Abdal Musa

 

Genç Ali şehrine arz ettin iman

Kalmadı küffarın kalbinde güman

Yür’eyledin Dur Dağı’na o zaman

Pirlerin pirisin Pir Abdal Musa

 

Aslın Muhammed neslin Ali’dir

Destur verdiklerin nice uludur

İkamet ettiğin Tekke Köyü’dür

Pirlerin pirisin Pir Abdal Musa

 

Geleceğin bildin çıktın yola

Orda girdin hemen geyik donuna

Çektin geldin onu kendi vavına

Kaygısız Sultanı Pir Abdal Musa

 

Sadık Doğan erdi bu sırra

Gaygısız Sultan’ı saldın Mısır’a

Hata etmiş isek koyma kusura

Pirlerin pirisin Pir Abdal Musa

 

Ağır (semah) bitince baba dua okur: “Elleriniz ağrımasın, dilleriniz yorulmasın. Allah dilde dileğinizi, gönülde muradınızı versin. Semahlarınız Kırklar Semahı olsun. Yürüyen kişi yürüye” ve hemen kıvrağa (hareketli bölüme) geçilir:

 

“Benim pirim yücelerin yücesi

Nur gibi parladı dahi gecesi

Muhammed neslinden onun çehresi

Muradımızı ver Pir Abdal Musa

 

Mevlam seni övmüş övmüş yaratmış

Baş eylemiş nice nice kullara

Islah eylemişsin türlü yollarla

Muradımızı ver Pir Abdal Musa

 

Nice insanları bend eylemişsin

Allah’ın emrini sen yeğlemişsin

Gerçekler üzerine çok söylemişsin

Muradımızı ver Pir Abdal Musa

 

Herkese öğrettin farz ile sünnet

Getirmişti Arş-ı âlâdan Muhammed

Hasan’la Hüseyin’e verin salavat

Muradımızı ver Pir Abdal Musa

 

Sadık Doğan bildi bu gizli sırrı

Talip güzel işle, gittiğin yolu

On İki İmam yoludur bu yol

Muradımızı ver Pir Abdal Musa”

 

Kıvrağının ardından güvendeler alt iki sırayı uzun bir makamda okurken baba da: “Semahlarımız saf olsun, yürekleriniz ak, kalpleriniz pak olsun. Allah dilde dileğinizi, gönülde muradınızı versin. Allah yaramaz, yanlış yerlere uğratmasın. Özür, niyaz, teslim, teselliniz kabul olsun. Semahlarınız da Baba Semahı olsun” der ve semazenler yere niyaz eğilerek, niyaz edip kalkarlar. Erler hemen babalara ayrı ayrı niyaz eyleyerek yerlerine gelirler. Sonra hepsi birden yere niyaz ederler. Daha sonra erler yere diz çöküp kalırlar. Bayanlar babalara ayrı ayrı niyaz eder, yerlerine gelir ve bağladıkları tığbentleri çözerek, boyunlarına atar. Sonra da tekrar erleri ayrı ayrı niyaz ederek kalkarlar. Ardından ayakta duran gözcüye de giderek niyaz ederler. Gözcüden sonra iznikçiye, iznikçiden sonra ana sultana niyaz eden bayanlar birbirleriyle sarılıp “cümleden cümleye” diyerek yerlerine otururlar.

Yerde diz çökmüş olan erler birbirleriyle sarılıp kalkarlar. Onlar da sırasıyla gözcü, baba ve iznikçiye niyaz ettikten sonra yerlerine giderler. Güvendeler bu niyazlar devam ederken bir ara nefesi alırlar. Niyazlar ve ara nefesi devam ederken, Baba Semahı’nda herkes ayakta durur. Her ikisi de bittiğinde Gözcü “Eyvallah baba” der. Baba da ayakta duran canları rahatlatmak ve ayaktan indirmek için şu gülbangi okur:

“Dârda duranlar, dîdar görenler Hak Muhammed Ali’yi can gözüyle görenler pirim pir civan Abdal Musa efendimiz yardımcımız, gözcümüz, şefaatçimiz olsun”. Bu gülbangin ardından herkes oturur. Yalnız ilk semah üçlenir. Her semahın düzeni aynıdır. Bu semahta Baba ve Gözcü Semahı dışında cem ayağa kalkmaz.

Üç semahın ardından Gözcü, "Dem sefa” der. İhtiyacı olan dışarı gider. Geri kalan canlar ise rahat otururlar. Gözcü bu sırada “hizmet sahipleri hizmetine” der ve dem sofrası kurmak üzere Sofracı kalkar ve sofrayı kurar. Cemde kaç sofra bulunduğunu aşçıya bildirir. Aşçı ise içerde cem yapılırken önce ciğer, tavuk gibi lokmaları deme hazırlar. Sofralar kurulduğunda ise herkes sofralarda yerini alır. Dışarıda görevlilerden başkası kalmaz. İçeriye girerler ve kapı sırlanır. Lokma sahipleri getirdikleri dem ve lokmaları ellerine alıp babanın önüne divan durarak, ellerinde tuttukları lokmalara dua ettirirler. Baba: “Niyetleriniz kabul olsun. Muradınız hasıl olsun. Allah dilde dilediğinizi, gönülde muradınızı versin. Tutmuş olduğunuz demler âb-ı kevser olsun. İmam Hüseyin efendimiz yardımcınız, şefaatçiniz olsun. Allah keselerinize bereket, sıhhatlerinize sağlık versin, Allah kaza, bela, hastalık, çaresizlik vermesin” der ve yiyecek, içecekler sâkîye verilir. Sâkî ise duadan sonra bunları dağıtır. Demler şerbetler, lokmalar sofralara dağıtıldıktan sonra herkes yerine oturur. Ortalığı bir sakinlik alır. Gözcü etrafı bir gözledikten sonra babaya “Eyvallah baba” der. Baba da: “Demlerimiz dem olsun, cemlerimiz cem olsun. Hak Muhammed Ali yardımcımız, gözcümüz, şefaatçimiz olsun. İçtiğimiz demler Âb-ı Tahur olsun. Allah dilde dileğimizi, gönülde muradımızı versin. Allah bu günlerimizi aratmasın, yaramaz, yanlış yerlere uğratmasın. Allah bu birlik sahiplerinin mallarını bol, keselerine Halil İbrahim bereketi versin. Dil bizden, nefes On İki İmam Hünkâr Hacı Bektaş Veli efendimizden olsun. Abdal Musa efendimizin dem-i devranı yürüsün. İmam Hüseyin efendimiz üzerlerimizde hazır ve nazır olsun” dedikten sonra sâkî demini eline alır, “Hü canlar” der ve içmeden bekler. Baba ve canlar da demlerini ellerine alarak beklerler. Baba bu sırada şu duayı okur: “Demlerimiz dem olsun, cemlerimiz güzel olsun. Allah bu güzel günleri cümlemize aratmasın. İçtiğimiz demler Âb-ı Kevser olsun. Hü canlar”. Daha sonra “Allah aşkına” diyerek bir yudum alır. Sofrada bulunanlar da buna uyarlar. Baba yine “Allah, Muhammed aşkına” diyerek çok az bir yudum daha alır. Herkes bu “Hü”ye uyar. Herkesin ikilemesinden sonra baba yine sâkî eşliğinde “Hü canlar. Bu yolu bize armağan eden bizlere bu düzeni kurup koyup gidenlerden, pirlerimizden, mürşidlerimizden, hepimizden Allah razı olsun. Üçler aşkına” diyerek bir parça daha “Hü canlar” sözü ile dem alır. Buna bütün canlar iştirak ederler.

Üçlendikten sonra aşçı pişirdiği lokmaları getirir. Önce Türkçe sofra duası okunur: “Bismişah, Allah Allah Ya Rabbi bizlere sağlık, sıhhat, ferahlık, huzur dolu günler nasip eyle. Bizleri fakirlikten, azlıktan, zilletten, korkudan, zulüm etmekten, zulüm olunmaktan sen koru Ya Rabbi. Bismişah Allah sofrayı merdan, nimet-i yezdan, havele-i pîran, pir-i Horasan, küşâdı meydan, sofra Ali’nin, nimet velinin, şefaat Muhammed’in sofra hakkına evliya keremine, cömertler demine yürüyenin işi yürüye, dil bizden nefes On İki İmam, Hünkâr Hacı Bektaş Veli efendimizden olsun. Abdal Musa efendimizin dem-i devranı yürüsün. Gerçeğe hü”. Önce baba daha sonra da canlar lokmalara başlarlar. Birkaç defa daha dem aldıktan sonra baş sâkî “İmam Bâkır aşkına” der ve güvendeler diz üstü gelerek üç defa dem nefesi alırlar. Dem nefesinde de herkes diz üstü gelir:

 

“Gelin canlar cem edelim

Ali yoluna gidelim

Ali için dem çekelim

Doldur sâkî baba doldur

 

Nice aşıklar içmişler

İyi kötüyü seçmişler

Hak uğruna dem çekmişler

Doldur sâkî baba doldur

 

Gelin kötüden geçelim

İyi kötüyü seçelim

Ali için dem çekelim

Doldur sâkî baba doldur

 

Rehber mürşid baş olursa

Cemde demler hoş olursa

Talip gözü yaş olursa

Doldur sâkî baba doldur

 

Sadık Doğan hayat demdir

Her kötülük birer gamdır

Dem çekmek de güzel haldır

Doldur sâkî baba doldur”

 

Güvende şahbeyt okuduğunda güven ulusu bir başka güvendeye işaret eder ve o da hemen bir dem nefesiyle devam eder. Bunun ardından hiç ara verilmez ve bir başka makamla devam edilir. Bir kişinin söylediği diğer makama uymayacaktır:

 

“Hak uğruna Hu ederim

Hak benim dostumdur Vallah

Hakkı bağrıma basarım

Hak benim dostumdur Vallah

 

Allah’a şükür ederim

Onun yolunda giderim

Hak uğruna Hü diyelim

Hak benim dostumdur Vallah

 

Hak nice nimet eylemiş

Kıymetini bil söylemiş

Bizlere ikram eylemiş

Hak benim dostumdur Vallah

 

Yiyip içip de bağırma

Kötü sözlerden çağırma

Hakkın emrinden ayrılma

Hak benim dostumdur Vallah

 

Sadık Doğan oyalanma

Kötü sözlere hiç kanma

Narın ateşinde yanma

Hak benim dostumdur Vallah”

 

Ardından bir dem nefesi daha söylenir. Güvende ulusunun ileri geleninin işaret ettiği güvende hemen başlar:

 

“Nice derviş bu cemlerde içmişler.

Hak uğruna serlerinden geçmişler

Kararını bilip demler çekmişler

Sen de sakın kararını kaçırma

 

Bak kitaba emreylemiş bir yerde

Bu dem çekilmiyor sakın her yerde

Güzel sözleriyle gerçekler söyle

Sen de sakın kararını kaçırma

 

Meclislerde otururken dürüst ol

Allah’ın emrine sakın bağlı kal

Bu demleri sen de sakın karar al

Sen de sakın kararını kaçırma

 

Allah az iç diye emir eylemiş

Her şeyin fazlasını haram söylemiş

Her şeyi kulları için eylemiş

Sen de sakın kararını kaçırma

 

Sadık Doğan sen de sakın karar al

Az demin dahi kitapta yeri var

Seni ölçen mizan teraziler

Sen de sakın kararını kaçırma”

 

Sıra babanın duasındadır. Baba: “Bismişah Allah Allah, nefeslerimiz kimya olsun, dinleyen canlara şifa olsun. Allah dilde dileklerinizi gönülde muratlarımızı versin. Yaramaz, yanlış yerlere uğratmasın. Kaza, bela, hastalık göstermesin. Dil bizden, nefes On İki İmam Hünkâr Hacı Bektaş Veli efendimizden olsun. Abdal Musa efendimizin dem-i devranı yürüsün” dedikten sonra gözcü “herkes demine safasına sakince muhabbetimize” der ve bu sözün ardından ihtiyacı olanlar dışarı çıkarlar.

 

Cemde sigara içilmez, gürültü yapılmaz. Ara verildiğinde herkes biraz rahat oturur, bir şeyler yer içer. Daha sonra Gözcü dışarıda sigara içen, hava alan, ihtiyaç görenleri dışardan içeri alır. Şahıs veya koro olarak önce Muhammed’den alırlar:

 

“Muhammed’i çevirmişti müşrikler

İnsanlığın efendisi Muhammed

Başından da akıttılar kanını

İnsanlığın efendisi Muhammed

 

Muhammed Uhud’da dişi kırıldı

Yetiş Alim diye ona çağırdı.

Doksan günlük yoldan sesi duyuldu

İnsanlığın efendisi Muhammed

 

Muhammed’den Ali’ye gel oldu

Alim bindi düldülüne yol aldı

Sabahın erinde Resûl’e erdi

İnsanlığın efendisi Muhammed

 

Muhammed kılıcın verdi Ali’ye

Kafirleri çevirmişti deliye

Salavat verelim Resul, Ali’ye

İnsanlığın efendisi Muhammed

 

Muhammed’de ilimlerin şehiri

Ali ise o şehirin kapısı

Sadık Doğan Muhammed’in aşığı

İnsanlığın efendisi Muhammed

 

Ardından bir başka güvende peygamberimizi anlatan nefes okur:

 

“Muhammed de çıktı mi’râc yoluna

Bir arslan da çıktı durdu önüne

Hatemini attı onun ağzına

Mi’râc Muhammed’in Pazar günüdür

 

Allah’ın sesini mi’râcta duydu

Ali’ye de benzetti onun sesini

Tutamadı anlattı hevesini

Mi’râc Muhammed’in Pazar günüdür

 

Mi’râc Muhammed’in Pazar günüdür

Kulları için de emir azaltır

Muhammed Allah’a ferman yazdırır

Mi’râc Muhammed’in Pazar günüdür

 

Muhammed mi’râcta cenneti gördü

Geri dönmek istemedi hem canı

Ümmetleri geldi onun aklına

Mi’râc Muhammed’in Pazar günüdür

 

Muhammed mi’râcta gördü Musa’yı

Elli vakit namazı da kısalttı

Ümmetlerin gücü yetmez anlattı

Mi’râc Muhammed’in Pazar günüdür

 

Sadık Doğan Muhammed’i çok övdü

Hem de mucizatın pek gördü

Ümmetleri için göz yaşı döktü

Mi’râc Muhammed’in Pazar günüdür”

 

Güvende nefesin şah beytini okuduğunda üçüncü nefesi söyler. Aşık Güvende ulusu tarafından işaret edilir:

 

“Üçler kimdir bilir misin?

Allah bir Muhammed Ali

Yerin göğün sahibidir

Allah bir Muhammed Ali

 

Ali’nin arslan oluşu

Onun hatemi yutuşu

Muhammed mi’râc edişi

Allah bir Muhammed Ali

 

Muhammed’in dişin kıran

Ona Zülfikar’ı çalan

Edriknî sesini duyan

Allah bir Muhammed Ali

 

Beşler üçlerin kokusu

Birdir onların hepisi

Dünya ahiret tapusu

Allah bir Muhammed Ali

 

Sadık Doğan üçler yaşı

Kesildi Hüseyn’in başı

Kerbela’nın gözü yaşı

Allah bir Muhammed Ali”

 

Yine her bölüm üçlendikten, beşlendikten sonra baba dua okur: “Nefeslerin kimya olsun. Dinleyen canlara şifa olsun. Allah dilde dileklerimizi, gönülde muratlarımızı versin. Dil bizden, nefes On İki imam, On Dört masum-ı pak efendilerimiz üzerimizde hazır ve nazır olsun. İmam Bakır efendimiz şefaatçımız olsun. Gerçeğe hü” Gözcü de “dem sefa” der ve bir süre herkes rahatlar. Bu arada bir şeyler yenilir, içilir. Baba tarafından hemen insanlara mesaj verilebilecek sohbet edilir. Sohbet uzun olmaz. Çünkü bu cemin süresi yedi ya da sekiz saattir. Sohbet’in bitiminde güvendeler yerlerini alırlar ve İmam Ali’den söylenir:

 

“Gide gide ben Alimi bulurum

Seversen Ali’yi deyme gönüle

Ali’min şavkı da alemi tutar

Seversen Ali’yi deyme gönüle

 

Alim nice insanları korudu

Ejderha ağzından tuttu ayırdı

Kaleleri kül edip de savurdu

Seversen Ali’yi deyme gönüle

 

Muhammed mihraca uçup giderken

Binbir kelamı da sual ederken

Alim aslan olup Hatem yutarken

Seversen Ali’yi deyme gönüle

 

Muhammed Mekke’den uçup giderken

Binbir kelamı da sual ederken

Onun yatağında Ali’dir yatan

Seversen Ali’yi deyme gönüle

 

Sadık Doğan oldu Ali hayranı

Talibin de yılda vardır kurbanı

Alim için edin siz de niyazı

Seversen Ali’yi deyme gönüle”

 

Her şahbeytden sonra diğer güvende yine Ali’den alır fakat bu sefer makam ayrı olur. Nefesler çok anlamlı, dikkat çekici olmalıdır. Anlamlarının da bilinmesi gerekir. Nitekim baba tarafından nefeslerin anlamı anlatılır:

 

“Söyle talip ne anladın bu yoldan?

Bu yol Muhammed, Ali’nin yoludur

Bu yolda da sen kötüyü kayırma

Bu yol Muhammed, Ali’nin yoludur

 

Muhammed’e iyi dikkat ettin mi?

Mürşidin sözünü iyi tuttun mu?

Gittiğin yolu da iyi güttün mü?

Bu yol Muhammed, Ali’nin yoludur

 

Bu yol sana nice emirler eyler

Küçüğü sev büyüğü de say eyler

Sakın yolunu da terk etme söyler

Bu yol Muhammed, Ali’nin yoludur

 

Sakın sen de tembel tembel oturma

Kötü sohbetlere sakın sokulma

Yalan sözler ile yola koyulma

Bu yol Muhammed, Ali’nin yoludur

 

Sadık Doğan sende sakın tedbir al

El açıp da Allah’ına çok yalvar

Bundan başka hangi güzel yollar var

Bu yol Muhammed, Ali’nin yoludur”

 

Her bölüm üç, beş veya yedilenebilir. Bu duruma, mevsime, yaşlı, hasta gibi mazeret durumlarına göre değişir. Kimsenin rahatsız olmaması istenir.

 

Gelin canlar hoş olalım

Muhammed Ali aşkına

Yolumuz doğru kılalım

Muhammed Ali aşkına

 

Ne yaptığımız bilelim

Ehli sünneti kılalım

Yolumuz iyi güdelim

Muhammed Ali aşkına

 

Kötüye sabır edelim

İyi kötüyü bilelim

Yolumuz iyi kılalım

Muhammed Ali aşkına

 

Dostumuza dost diyelim

Hısım akraba güdelim

Kötüye nefret edelim

Muhammed Ali aşkına

 

Sadık Doğan hiç dövünme

Kötüleri hiç öğünme

İnsanları gücendirme

Muhammed Ali aşkına”

 

Beyitlerin uzatılması, uzun söylenmesi insanları bıktıracağından ancak güvende veya canlardan istek gelirse beşlenir, yedilenir. Burada da okuyan canlar bıkmaması için üçleme tercih edilmiştir.

Bizim yazdıklarımız tamamen Abdal Musa Erkanı’na uygundur. Bu erkanı görmek isteyenler sonbahar, kış, ilkbahar aylarında köyün kalabalık olmasından dolayı dört ayrı grup cem yapar. Ancak ehl-i tarike erbab canlar görebilir. Görmeleri de caizdir, çünkü Abdal Musa Erkanı Abdal Musa’dan bu yana hiç düzenini, edep ve erkanı bozmadan tamamen kurallara uyarak mum ışığında da olsa devam edegelmiştir ve günümüzde de devam etmektedir.

Ali’den söylendikten sonra Hacı Bektaş’la devam edilir:

 

“İlimden gitmeyen yollar karanlık

Okut kadınları der Hacı Bektaş

Okumayan toplum sonu karanlık

Okut kadınları der Hacı Bektaş

 

Ahiretin yolu dünyadan geçer

Talip olan kişi iyi iş eder

Güzellik insanda her zaman güler

Güzel sözlü olun der Hacı Bektaş

 

Her ne ararsan kendinde ara

İbadetin Hakka kabule vara

Müşkülün var ise pirine uğra

Müşkülleri çözen Pir Hacı Bektaş

 

Sadık Doğan Hacı Bektaş’dan dolar

Onun sözlerine her zaman doyar

Avrupa’da bile ışığı yanar

Sen bir enerjisin Pir Hacı Bektaş”

 

Ardından ikinci Hacı Bektaş nefesini söyleyecek âşık hemen diz üstü gelir ve ardını kesmeden devam eder:

 

“Anadolum güldü senin nurunla

Gerçekleri gördük senin yolunda

Önüne geçtiler şahin donunda

Keramet sahibi Pir Hacı Bektaş

 

Lavanta mı sürdün nazik tenine

Bir nur doğdu şu Nişabur kentine

Pirlerin piri dedirttin kendine

Keramet sahibi Pir Hacı Bektaş

 

Nice zorlukları güzel ettin sen

Yabancı dillerden dahi bıktın sen

Dilimizi bile ıslah ettin sen

Keramet sahibi Pir Hacı Bektaş

 

Erenler baktılar bir pir geliyor

Onların dediğini dahi biliyor

O mübarek bu sözlere gülüyor

Keramet sahibi Pir Hacı Bektaş

 

Sadık Doğan gönül verdi o pire

Hak nasip eyleye ona yürüye

Onun dergahına yüzler sürmeye

Keramet sahibi Pir Hacı Bektaş”

 

Abdal Musa Erkanı’nda nefesler, beyitler, mutlaka üçlenir. Bu yüzden biz de en az üç beyit nefes yazmaktayız:

 

“Erenler geldi de boy ölçüştüler

Yanına gelince diz çöküştüler

Onun desturuyla hep pekiştiler

Güzeller güzeli Pir Hacı Bektaş

 

Erenlerin dahi rehberi oldun

Nice insanlara mutluluk buldun

İbadeti dahi Türkçe öğrettin

Güzeller güzeli Pir Hacı Bektaş

 

Hayraniye bile boyun eğdirdin

Gideceği yeri dahi bildirdin

Bir güzel söz ile onu eğittin

Güzeller güzeli Pir Hacı Bektaş

 

Sanatı kendine gurur eyledin

Bu uğurda bile ferman söyledin

Ahi evran ile gönül birledin

Güzeller güzeli Pir Hacı Bektaş

 

Sadık Doğan hayran kaldı pirine

Rüyasında dahi ona görüne

Bizi niyazına kabul eyleye

Güzeller güzeli Pir Hacı Bektaş”

 

Üçlenme, beşlenme ve yedilenme bittikten sonra baba hemen dua gülbang okur. Herkes el el üstüne koyup “Allah Allah” diyerek babaya katılır. Baba da “Nefesleriniz kimya olsun, dinleyen canlara şifa olsun. Allah dilde dileklerinizi, gönülde muratlarınızı versin. Yaramaz, yanlış yerlere uğratmasın. Üçler, beşler, yediler, kırklar şefaatinden cümlemizi ayırmasın” der. Gözcü ise “dem sefa” diyerek devam eder. Bunun ardından herkes güvendelere ve babaya “Aşk olsun” diyerek rahat oturur. Bu sırada ihtiyacı olan dışarı çıkabilir. Sohbet etmek isteyenler ise sırası ile sohbet edebilir. Sofralar hala kalkmamıştır. Yenilip, içilmeye devam edilir. Bir süre sonra dışarı çıkanlar gelirler ve yerlerine otururlar. Nefeslere kalınan yerden devam edilir. Sıra Abdal Musa’ya gelmiştir. Güvende ulusu söyler, aşıkları uyarır. Bir de az söyleyen ya da hiç söylemeyenler söylerler:

 

“Değirmeni sağdan sola döndüren

Münkirlerin ateşini söndüren

Akdeniz Bölgesin yüzün güldüren

Pirim Abdal Musa Sultan kendidir

 

Nice insanları güzel eyleyen

Kötülere dahi güzel söyleyen

Nice düşkünlere hikmet eyleye

Pirim Abdal Musa Sultan kendidir

 

Nice düşmanlara kılıç sallayan

Kılıcı da dahi tahta yapısı

Yılda bir açılan pirin kapısı

Pirim Abdal Musa Sultan kendidir

 

Sadık Doğan’ı da ıslah eyleyen

Her söylediğini güzel söyleyen

Hiç kimselere sitem etmeyen

Pirim Abdal Musa Sultan kendidir”

 

Aşağıdaki nefes ise cemde misafir bulunuyorsa söylenir:

 

“Abdal Musa derler pirimin adı

Hoş geldiniz pire Mihman kardeşler

Doğuda Batıda söylenir Methi

Hoş geldiniz pire Mihman kardeşler

 

Pirimin kokusu uzaktan gelir

Nice gönüllere ferahlık verir

Ona niyaz eden murada erişir

Hoş geldiniz pire Mihman kardeşler

 

Dergahına gelen murad alıyor

Eşiğin öpen yüzü gülüyor

Nice dertlerine derman buluyor

Hoş geldiniz pire Mihman kardeşler

 

Sadık Doğan mihmanlara hoş eyler

Ağlar ağlar gözlerinden yaş eyler

Pir Abdal Musa’dan şefaat diler

Hoş geldiniz pire Mihman kardeşler”

 

Eğer bu bölümden nefes bilen olmazsa, Hz. Ali’den, Hacı Bektaş’tan alınır. Burada Abdal Musa’nın müridi olan Budala Sultan’dan yazılmıştır.

 

“Odun keser doğruca

Hiç söz etmez eğrice

Hayır eder gizlice

Hey Budalam Budalam

 

Abdal Musa gözcüsü

Hem de onun sözcüsü

Yoktur onun gizlisi

Hey Budalam Budalam

 

Dağa gider oduna

İp bulamaz sırtına

Yılan takar uç uca

Hey Budalam Budalam

 

Hiç kesmedi eğriyi

Çok severdi doğruyu

Abdal Musa buyruğu

Hey Budalam Budalam

 

Sadık Doğan şaşırdı

Budalanın işine

Her dem girer düşüne

Hey Budalam Budalam”

 

Bu da üçledikten sonra baba yine dua eder ve gözcü “dem sefa” der. İhtiyacı olan herkes dışarı çıkar ve zaman kaybetmeden meydan sofrasına gelir. Her dem sefada baba veya bu konuda deneyimli birileri tarafından sohbet sürdürülür. Cemin kurallarına ek olarak bir şeyler yapma şansı yoktur. Sohbet biter bitmez hemen güvendeler yerlerini alırlar ve bu bölümde değişik deyişlerden üç beş tane söylenir:

 

“Kul hakkını yiyen insan onar mı?

Kul hakkı yiyeni sevmem der Allah

Kul hakkını yiyen insan doyar mı?

Kul hakkı yiyeni sevmem der Allah

 

Kul hakkıyla çıkma sakın divana

Çekilirsin elbet bir gün mizana

Kul hakkı yiyip de girme günaha

Kul hakkı yiyeni sevmem der Allah

 

İnsan gayesi de dürüst olmaktır

Haram helal nedir iyi bilmektir

Hakkın huzuruna dürüst varmaktır

Kul hakkı yiyeni sevmem der Allah

 

Allah der ki seni güzel işledim

Mahluklar içinde seni süsledim

Kul hakkıyla gelme bana söyledim

Kul hakkı yiyeni sevmem der Allah

 

Allah diğer günahlardan geçendir

Kul hakkı yiyeni sevmem diyendir

Kul hakkı yiyeni suçlu eylerim

Kul hakkı yiyeni sevmem der Allah

 

Sadık Doğan sen de üzme kimseyi

Mal için de akrabanı kimseyi

Örnek eyle haklı, dürüst gezmeyi

Kul hakkı yiyeni sevmem der Allah”

 

Her nefesin şahbeyti okunduğunda diğer bir güvende diz üstü gelir. Burada disiplin, edep, erkan sırası izlenir. Eğer insanlar yaptıkları iyiliklerin karşılığını alamamışlarsa yergi beyitleri okunur:

 

“Nice insanlara gönül vermiştim

Meğer kötü kul imişim bilmedim

Karşılık görmedim hem de gülmedim

Meğer kötü kul imişim bilmedim

 

Hep Allah’ın emrine giderdim

Anne baba hatırını güderdim

Arkadaşlar dost hatırı severdim

Meğer kötü kul imişim bilmedim

 

En güzel söz yaradanın sözüdür

İnsanı sevmeyen Hakkın nesidir?

İnsanoğlu mahlukların üstüdür

Meğer kötü kul imişim bilmedim

 

Ben de güzel olanları severdim

Hem de doğru sözleri överdim

Ben de insanlara hürmet ederdim

Meğer kötü kul imişim bilmedim

 

Sadık Doğan kötü yola gitmedi

İnsanlara bile sitem etmedi

Yalan yanlış sözle hata etmedi

Meğer kötü kul imişim bilmedim”

 

Bu bölümde insanlara mesaj veren, içinde mizah olmayan, o halkı ilgilendiren nefesler söylenir. Eğer o gün Cem’e mihman gelmişse ona ait nefes de şudur:

 

“Mihmanlar bizim canımız

Sefa geldiniz erenler

Gelip gönlümüz aldınız

Sefa geldiniz erenler

 

Uzak yollardan geldiniz

Bize mutluluk verdiniz

Kalplerimize girdiniz

Sefa geldiniz erenler

 

Mihman Ali’nin yeridir

Altın gibi değerlidir

Âl-i Âbâyı sevenlerdir

Sefa geldiniz erenler

 

Sadık Doğan hoş eyleyin

Mihmanlara niyaz edin

Onlara hoş geldin deyin

Sefa geldiniz erenler”

 

Üç kez “hoş geldiniz” beyiti okunduktan sonra misafir olan canlar da karşılık verirler:

 

“Sizlere misafir geldik

Mihman eyleyin erenler

Muhammed Ali aşkına

Mihman eyleyin erenler

 

Misafir her dem Ali’dir

Evi bereket doludur

Hanesi neşeli olur

Mihman eyleyin erenler

 

Mihman nasibiyle gelir

Hane sahibi hoş olur

Hanesi bereket dolar

Mihman eyleyin erenler

 

Biz size misafir olduk

Aşka muhabbete doyduk

Sizlerde hep neşe bulduk

Mihman eyleyin erenler

 

Sadık Doğan her şey Hak’tan

Razıyız biz sizden çoktan

Kazancımız olsun Hak’tan

Mihman eyleyin erenler”

 

Abdal Musa’da üç ayların sayılı günlerinde de Cem yapılır ve o güne ait nefesler söylenir:

 

“Muhammed bindi gitti refrefe

Pazarlık etti o gece

Elli vakit namazı indirtti beşe

Mi’râc Muhammed’in mucizatıdır

 

Muhammed de ümmetinin korucu

Altı ay tutarlardı evvel orucu

Bir aya indirtti Resul orucu

Mi’râc Muhammed’in mucizatıdır

 

Muhammed de ümmetine ağladı

Zayıfları içinde kara bağladı

Onlar için Hak’ka çokça yalvardı

Mi’râc Muhammed’in mucizatıdır

 

Sadık Doğan hep de mi’raca yanar

Bu kutsal geceden şefaat umar

Bütün ümmetlere şefaat diler

Mi’râc Muhammed’in Pazar günüdür”

 

Cemde hem tarikata gelip yol süren hem de gayrimeşru, insan kandıran, yaramazlık eden, insana saygı duymayan birileri olursa ona ait nefesler, beyitler de söylenir. Kendini anlayan can bunun ardından darılmadan özür diler.

 

“Gururlanma be hey Talip

Sen kendini bilmiyorsun

Haram helâl demiyorsun

İkrarında dur be Talip

 

Yasakları sevmiyorsun

Kadir kıymet bilmiyorsun

Sen mürşide uymuyorsun

İkrarında dur be Talip

 

Dinle Talip kardeş dinle

Sen haddini aşma sakın

Doğru yoldan şaşma sakın

İkrarında dur be Talip

 

Sadık Doğan der ki sözüm

Dergahım oldu baş tacım

Caferi Sadık yoldaşım

İkrarında dur be Talip”

 

Kendini suçlu hisseden, elinde olmadan suç işlemiş olan canlar da bulunabilir. Onlar da kendilerini hemen dile getirirler ve dâra dururlar. Baba tarafından ifadeleri alınır ve müşkülleri hallolur.

 

“Bu halimle çok suçluyum

Kovma pirim dergahından

Sana layık olamadım

Kovma pirim dergahından

 

Büyüklüğün hiç tartılmaz

Sözlerin yabana atılmaz

Sözlerinden hiç çıkılmaz

Kovma pirim dergahından

 

Söz verdim de duramadım

Sana layık olamadım

Yolum gerçek süremedim

Kovma pirim dergahından

 

Bir zaman Ali dediler

Bir zaman Veli dediler

Abdal Musa Pir dediler

Kovma pirim dergahından

 

Sadık Doğan hep ararım

Seni her yerde sorarım

Seni gönülde bulurum

Kovma pirim dergahından”

 

Çaresizliğe düşüp bahane arayan, çaresiz kalanlar, mürşidin sözünü tutmayanlar, yüze gülüp düşmanlık edenler için de aşıklar boş durmaz. Sakin ve nasihat ederek:

 

“İkrar verip durdun ulu divana

İyi olmak için geldik cihana

Bir yudum su için etme bahane

Bahaneler geçer değil billahi

 

Yasaklardan kaçın olma sen kötü

Gerçeği söyleyen olmaz mı Mûti

Gittiğin yerleri etme sen kötü

Kötüleri Allah sevmez billahi

 

Bu dünyanın derdi çoktur bilene

Aşk olsun dünyada kah kah gülene

Ağlayıp da gözyaşını silene

Güldürecek Mevlam billahi

 

Doğru yoldan giden menzil alıyor

Sözünde durmayan yüzü gülmüyor

Mürşide uymayan bir gün azıyor

Mürşide uymayan gülmez billahi

 

Sadık Doğan hiç sevmiyor azanı

Kötü sözler ile vaaz yazanı

Yüzüne gülüp dek kuyu kazanı

Affetmez mürşidi derler billahi”

 

Bu bölümde sohbet havasında sataşma ve atışmalar da olabilir. Sataşmaya cevap:

 

“Kerbela’yı yazıp çizen

Aşık nedir bilir misin?

Can gözüyle Hakkı gören

Aşık nedir bilir misin?

 

Kırkları dile getiren

Yezide lanet ettiren

Muhabbete tat getiren

Aşık nedir bilir misin?

 

Ehlibeytin gözün yaşı

Dergahın can yoldaşı

Aynı Cemin can kardaşı

Aşık nedir bilir misin?

 

Bu sözlere kızma sofu

Gerçek talip almaz ahı

Hakk’a karşı var niyazı

Aşık nedir bilir misin?

 

Sadık Doğan taşıp doldu

Bu erkana neler oldu?

Aşık geldi yüzler güldü

Aşık nedir bilir misin?”

 

Mürşid de cemde bulunuyorsa mürşidliğin önemi hakkında, mürşidi öven dizeler sıralanır:

 

“Mürşidin kadrini bilebildin mi?

Aldığın destura uyabildin mi?

Layıkıyla yolun sürebildin mi?

Mürşidine layık oldun mu talip?

 

Eline su döküp abdest aldıran

Düştüğün yerden tutup kaldıran

Tîğbendi bağlayıp ikrar aldıran

Rehberine layık oldun mu talip?

 

Bu yolun sefasını sürenler bilir

Hakkın rahmetine erenler bilir

Layıkıyla yolun sürenler bilir

Bu yola da layık oldun mu talip?

 

Doğru ol, gerçekten şaşma

Kötü sözler ile gıybete kaçma

Muhammed, Ali’nin yolundan şaşma

Muhammed’e layık oldun mu talip?

 

Sadık Doğan perhiz verdiler sana

Kötülüklerden de olma o yana

Yarın mahşer günü sorarlar sana

Cennete layık kul oldun mu talip?”

 

Bu da üçlendikten sonra dua edilir, dem sefa olur. Dem sefadan sonra dem bölümünün sonuna gelinmiş olur. Dışarıda kimse kalmaz. Kerbela okuma sırası gelmiştir. Herkes yerini aldıktan sonra Gözcü emir verir: “Kerbela’ya gidilecek” der. Herkes diz üstü gelir. Güvende aşıkların içinde en güzel Kerbela okuyanlara sıra ile işaret eder. babadan izin ister ve “Himmet eylen erenler” der. Baba da “Hak gelsin” deyince güvende diz üstü gelip söze başlar:

 

“Kerbela olayı iki ay sürdü

Ehl-i Beyt’in gayrı beli büküldü

Saçlarımız tel tel oldu döküldü

Ben Hüseyin-i, Muhammed’im öldürün

 

Melekler de etrafında dolaşır

Cebrâil de baş ucunda dolaşır

Cinniler de bana bakar ağlaşır

Ben Hüseyn-i Murtaza’yım öldürün

 

Kerbela da artık bana yurt oldu

Bu Kerbela artık bana dert oldu

İmam Hüseyin’im artık yok oldu

Ben Hüseyn-i Fatıma’yım öldürün

 

Kerbela’da ölüm acı oluyor

Feryat sesleri kulak yırtıyor

Allah’ım bize neler oluyor?

Ben Hüseyn-i Cennet’im öldürün

 

Sadık Doğan Kerbala’ya tasalı

Kerbela da al kanlara boyalı

Ehl-i Beyt’in gayri kalbi yaralı

Ben Hüseyn-i Kerbelâ’yım da öldürün”

 

Bilindiği gibi bu bölüm de üçlenecektir.

 

“Son zamanlarda Ehl-i Beyt’ten ayrıldın

Dönmem diye boyuncuğuna sarıldın

Gözlerinden kanlı yaşlar akıttın

Elvedalar olsun İmam Hüseyin

 

Cuma namazının vakti gelmişti

Ayakta durmaya hal mi kalmıştı?

Namazına secde kılıp varmıştı

Elvedalar olsun İmam Hüseyin

 

Şehriban Ana da saçın yoluyor

Allah’ım bize neler oluyor?

Bugün güneş niye kara doğuyor?

Elvedalar olsun İmam Hüseyin

 

Gül cenah atı da imdat istiyor

Feryat edip Hüseyin’ine kişniyor

Dua edip Hak’tan yardım istiyor

Elvedalar olsun İmam Hüseyin

 

Sadık Doğan Kerbela’ya üzüldü

Ehl-i Beyt’in gayri beli büküldü

Peygamberin vasiyeti bu muydu?

Elvedalar olsun İmam Hüseyin”

 

Burada da üçleme yapılır. Her bölüm genellikle üç defa söylenir:

 

“İmam Ali gitti huzur bozuldu

Yezid kemendi attı eller yüzüldü

İmam Hüseyin’im şehit edildi

Melekler ağladı İmam Hüseyin’e